kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Haziran 2011 Perşembe

Gördünüz mü bunları?

Yaz gelince sakinler bizim işler ezberim olmuş ailemden yadigar...Babamın işleri yazın hafiflerdi, annem öğretmendi yazın okul yoktu, ben çocuktum yazın bahçedeydim..Şimdi kocamanım, oğlum çocuk, yaz geldi sakinleyecek işlerim, sandim, olmadi...Bir de kendi "site"me taşınacağım yakında, az kaldı, yani ben kendi alanıma geçip burayı tamamen Rüzgar' a bırakacağım eski günlerdeki gibi ama kesişti yoğun zamanlarımız Ayça ile, el atamıyoruz bu işe..Ayça ile dedim, şanslıyım ki birlikte hazırlıyoruz, onun o şahane gören gözleri deyiyor yeni internet siteme,az kaldı..

Ve Ayça' nın o güzel gözleri bu ara neler görmüş..Ki ben ağladım, mis kokuları geldi burnuma her birinin,ve Ayça, yine ruhuma serptin bir daha doğurmak hayalini, sırf sen çek diye hatta!!!









Bir de Ayça' dan dinlesem nasıl çekilmiş bu şahane fotolar diyorsanız, tık tık...

Bizim evde de henüz 15 günlük olmamış bir mis kokulu var diyorsanız, bu formu doldurun hemen, tık tık tık...

Ayça yolun açık kalbin gibi,bunu biliyorum canım arkadaşım...

6 Mayıs 2011 Cuma

bir ruh hali özeti...



DÜELLO

Bir düelloda
Daha büyük bir şey vardır
Ve daha acıdır bu
Ölümden de ölüm korkusundan da

Bakarsın dün en güvendiğin kişi
Karşı tarafın şahidi olmuş
İşte acıdır bu da
Ölümden de korkusundan da

Daha da acısı vardır ama
O da sevdiğin kadının
Karşı tarafı ziyaret etmesidir
Bu bir nezaket ziyareti de olsa
Düello gerçekleşmemiş de olsa
Acıdır bu
Ondan da ondan da

Daha da acısı
Kılıcın elinde
Alnında bir tutam güneş
Kalakalıyorsun ortada

Cemal SÜREYA

Bence bu bir aşk şiiri değil, Cemal Süreya nasıl yazdıysa yazdı...Bence bu bir yüzleşme şiiri,hayatı temize çekme şiiri belki biraz da..Bugünün özetidir..Karşı taraf hep vardır bu hayatta, önemli olan senin yanında durduğun kişinin kimin yanında durduğudur..Diretmemeli, veda edebilmeli, emin olunca gidebilmeli, en çok da dostluklardan..

Şimdi alnımda bir tutam güneş, önce sevgilimin üstünü örteceğim, sonra oğlumun..Bir bardak çay alacağım, ben öyle olsun istediğim için, mecburiyetten değil, düellosuz bir yaşama dair hayaller kuracağım..

Neler oluyor dediğiniz anda okuyun bu şiiri e mi, anlatacak size neler olduğunu..ve barışık kalın hem kendinizle hem dünyayla, siz almıştınız o kılıcı elinize, hazırdınız aslında..Ah birşey daha, bu postun etiketlerinden biri de kadın,bu bir tesadüf değil,ellerimle etiketledim...


23 Kasım 2010 Salı

Şeker tadında/ Tombul Peri

Benim oyun grubu annelerimden pek sevgili Tombul Peri; pozitif, yaratıcı ve çalışkan..Yaratıcılık kısmına vurgu yapan bir post olacak bu..Ben ba-yıl-dım her birine, bir yerine kondurulmuş bir şeker ya da şekerimsi illaki var ama ben sanat eseri diye bahsetmeyi tercih ediyorum :)















Sipariş için:

tombulperi@hotmail.com

4 Ekim 2010 Pazartesi

UNNADO



Güzel kitaplar, organik giysiler, çocuk kozmetiği(en organiğinden ), ah biraz daha küçük olsaydı da Rüzgar bunu da alabilseydim dediğim onlar, bunlar, şunlar..

Hepimiz bir takım indirimli alışveriş sitelerine üyeyiz değil mi, markafoni, limango, vesaire..İşte bunların bebek/çocuk & anne ikilisine hitap eden formatını düşünün..Var mı? Var!

Unnado!!!

Özenle seçilmiş ürünler ve bir o kadar iyi çalışan müşteri memnuniyeti ekibi!!!Gecenin bir yarısı tamamen benden kaynaklanan bir sorunu 2 dakikada çözüp cevap yazacak kadar çalışkan hem de!!!

Bence harika bir girişimcilik örneği, merak ettim ve sordum, nereden çıktı bu fikir ve nasıl gidiyor diye..İşte Unnado' dan mektup var size..

...Neden Unnado ve neden bu fikir? Esas amaç algıları değiştirecek birşeyler ortaya koyma isteği, ihtirası esasında… Çalışanların hiçbiri bu sektörden değil, yani hani baba mesleğidir, ya da o sektörde iyi kontaktları vardır vs gibi bir durum yok. Sektör bize de tamamen yeni.. Ama kısa zamanda oldukça insan tanıma şansı bulduk… Bundan çok da memnunuz.

...Normal şirketler gibi değiliz… Çalışma saati diye bir kavramımız yok… Mutsuz insan görmek istemiyoruz, o yüzden şirkete yüzü asık gelen varsa aynen geri yolluyoruz… Hele telefonda birileri ile konuşmasına asla izin vermiyoruz :)

...Unnado ismini seçmemizin de sebebi esasında Türkçede bir anlam yüklenemiyor olması… Yani anne veya bebekle başlayan bir isim de seçebilirdik ve esasında işimizi çok da kolaylaştırırdı, ama başka şirketler ve sitelerden farklı bir deneyim yaşatmak adına Türkçe'de birşey ifade etmeyen bir isim seçtik..

..Herşeyden önce şirket kültürümüz geliyor… Bu mantıkta unnadosss'lar alıyoruz; unnadosss, çalışanlarımıza verdiğimiz isim.Esasında çalışan demekten kaçınmak için boyle birsey cıktı..Çalışmak genelde sıkıcıdır.'İş' genel anlamda negatif bir olgu yaratır akılda.24 saatin 8 saatini uyuyarak,8 saatini işte,geri kalanın birçoğunu yolda geçiriyorsanız işte geçirilen zamanın güzel olması gerektiğine inanıyoruz, bir iş olmamalı işe gitmek…O yüzden isteyen istediği yerden çalışabilir.Ne yalan söyleyeyim esasında herkes bu yüzden gece gündüz calışıyor…

..Kendimizi müşterilerimize de yansıtmak istiyoruz.Bunun için elimizden geleni yapıyoruz…

..Ürünlerimizi nasıl mı seciyoruz?Öncelikle ürünleri kendimiz görmeyi tercih ediyoruz.Görmediğimiz, inanmadığımız bir ürünü pek koymak istemiyoruz… Sonrasında biraz da farklı olmasını tercih ediyoruz. Herkesin bilmediği, ya da erişemediği markaları tercih ediyoruz. Tabii arada bilinen markalara da yer vermek gerekiyor… Mümkünse sertifikalı ürünleri koymaya çalışıyoruz..

..Her ne kadar ürünlerin kalitesinden markalar sorumlu ise de biz kimsenin 'unnado'dan gelen ürün bir şeye benzemiyor' demesini istemiyoruz ve aynı sorumluluğu hissediyoruz…

...Organik ürünler favorimiz… Uzmanlık alanımız değil ama tercih ediyoruz… Keza sağlık ürünlerine önem veriyoruz… Tekstil ürünlerine yer veriyoruz bol bol ama genelde ayrı ayrı yaş grupları için..Anneler için özel ürünler ve servisler arıyoruz..Bu alanda yurtdışına kıyasla çok boşluk olduğu gerçek… Kendini duyuramama sorunu da var yurtdışından ürün getirenlerin. Bu gibi durumlarda aracı olmaya çalışıyoruz..


İşte böyle..
Üye olmak için mi, bana mail atın davet ederim hemen sizi:
iraztoros@yahoo.com


8 Mart 2010 Pazartesi

Oğlum & 8 Mart

Rüzgar 20 aylık.Benimle bulaşık makinasını boşaltıyor, ben çamaşır asarken o mandalları veriyor, ben süpürürken o toz alıyor, beraber sebze doğrayıp çorba yapıyoruz, benimle birlikte sofra kuruyor, marketten çıkınca bir torba da o taşıyor. Duygularını belli etmekte hızla ustalaşıyor. Üzülünce baş edemezse durumla, ağlıyor.Bizim evde kimse "erkek adam" la başlayan cümleler kurmuyor..

Rüzgar 20 yaşına geldiğinde bu cümleleri hala kurabiliyor olmak istiyorum.

Not:
8 Mart Dünya Kadınlar Günü Kutlama Programı Çerçevesinde, Yarın 13.30' da Adana Rotary Kulübü Toplum Merkezi' nde (ARTEM) , 12 Mart Cuma 13.30' da Yüreğir Toplum Merkezinde yapılacak panellerde konuşmacıyım ve 2 güncel araştırmanın sonuçlarını paylaşacağım "Kadına Yönelik Şiddet" ile ilgili..

Edit:
Bu da geçen seneden:
http://ruzgarestiustume.blogspot.com/2009/02/8-mart-kadn-sgnma-evleri.html



8 Aralık 2009 Salı

nisyan



1. Dün pazı sardım, düdüklünün buharında pişirdim, harika oldu, kocamı mutlu etmek tek amacım olmasa oturup hepsini yiyebilirdim.

2. Rüzgar' ı öptüm, uykusunda, uyanırsa uyansın dedim, deli gibi öptüm boynunu, ellerini, gülümsedi ama uyanmadı.Bayılıyorum sana dedim, yine gülümsedi ama uyanmadı. Poposunu döndü bana en sonunda..

3. Yılbaşı için yapılacaklar listemi yazdım. Şıkır şıkır bir bebekli yılbaşı partisi var bu sene bizim evde. Süslerimi ve hediyelerimi kendim hazırlayacağım, fabrikasyon olmayacak bu sene, ne hediyeler ne de 2010, el yapımı zevkli bir 2010, olur mu olur..

4. Engellenemez bir domates yeme isteğim var, bu kış vakti, bunu halletmeliyim. Rüzgar da dolapta domateslerin olduğu gözü öyle iyi biliyor ki, önce aç diyor, sonra eline alıp ıka diyor- yıka-.

5. Artık Rüzgar' ın yanında çok dikkatliyiz. Yerden birşey buluyor, gözümün içine bakıyor. Yeme dersem yiyecek. Demiyorum. Dilimin ucunu ısırarak başımı çeviriyorum. "Ah ah ah" diyerek veriyor bana, al diyor yani. Bugün mont giymem krizi, sonra da bu montu çıkarmam krizi. Sıklıkla altımı açtırmam, madem açtın kapattırmam. Bugün babasına anlattım durumu eve gelince, kötü kötü baktı bana dönüp. Dedik ki, hııııı, yanında konuşmuyorduk hani..Kızıyor bazen bana, elini yüzüme doğru uzatıp "ğayıı, ğayıı" diyor..Hayır anne demek bu..Pırt yapıyor çişş diye tutturuyor gibi çoğalır örnekler..

5. İstanbul' a kar yağar yakında, işe gidemeyip evde kalır insanlar. Bundan 2.5 yıl kadar önce biz orada yaşarken olduğu gibi..O karın kokusunu özledim. Rüzgar' ı kaptığımız gibi uçuversek, desek ki biz evde mahsur kalmayı özledik, çıkmayalım evden. Gülerler mi?

6. Nimet il nisyan. Unutmak nimettir yani.

7. off.

2 Aralık 2009 Çarşamba

www.aycaogus.com



Sadeliğiyle ve anlattığı bir sürü hikayeyle tıpkı "sen" olmuş bu site Ayça..Rüzgar' ın bir kardeşi olursa gelirsin değil mi bize de..Hem elimizden tutarsın çokça heyecanlı, hem biz de bir parçası oluruz anlattığın şahane hikayelerin..

http://www.aycaogus.com/


7 Mart 2009 Cumartesi

8 Mart, Kadın Sığınma Evleri...


Her kadınlar gününde sığınma evleri gelir aklıma..2 sene kadın sığınma evi müdürlüğü yapmış olmamın da katkısı vardır bunda..

Bazi kadinlar ayagindaki terlikle cocugunu kaptigi gibi kacmis olurdu evden..Bazısının kimliği bile olmazdı..


Ayni sey bebekleri icin de gecerli..Yaz kis..Yani Siginma Evlerinde kalan hemcinslerimiz ve de bebekleri/ cocuklari icin iyi bir adres 2. el giysiler..Hatta kulllanilmis ev esyalari bile..Yeni bir hayata baslamaya hazir olduklarinda kullanilmak uzere..

Şimdi anlatip kimseyi sarsmak istemem ama cok ciddi travmalari ve siddet oykuleri var bu kadinlarin..Eslerinden, babalarindan, kardeslerinden..Bilirsiniz Guldunya ornegini..

Guvenlik sebebiyle gizli tutulur siginma evlerinin telefonlari ve adresleri, hayati tehlikesi oldugu icin kadin ve cocuklarin, yardim etmek isteyenler olursa diye yazıyorum..Cok mutlu olur ordaki cocuklar coook..

Her tür yardımı kabul ederler..Kadın ve çocuk deyince aklınıza ne gelirse..

İstanbul için yardım seçenekleri çok güncel elimde..Hemen paylaşıyorum sizlerle..

Hem Anadolu hem Avrupa yakasi icin 2 secenek daha iyi olur diye dusundum.

Anadolu yakasinda Kadikoy Belediyesine bagli Kadin Siginma Evi var. Yeri gizli, yardimlar kadinlara ve cocuklarina Belediye uzerinden ulastiriliyor..Olur da ev esyasi da bagislamak isterseniz (siginma evinden ayrilip kendi evini kurabilen kadinlar icin) evinizden Belediyenin araci esya yardimini aliyor..Ama tabiki kiyafet bagisi icin arac yollamiyorlar. Ben telefonda Nazan Hanimla gorustum, bir isim verseniz rahatca muhattap bulsak dedim, ama isim versem o isim her an burada olmayabilir, Belediyeye gelip Siginma Evi icin bagis getirdim derseniz yeterli olur dedi..Kadikoy Belediyesi nerde ben bilmiyorum, Anadolu yakasinda hic yasamadim.

Telefonu: 0 216 542 50 00, Dahili: 1201-1202..

Avrupa yakasinda ise SHCEK (Sosyal Hizmetler Cocuk Esirgeme Kurumu) e bagli Kadin Siginma Evi var. Onlar Kadin Konukevi demeyi tercih ediyorlar..Devletin himayesinde Siginma Evi..Esya yardimi icin araci her zaman yollayamayabiliyorlar..O gun imkanlari elveriyorsa ancak..Kiyafet yardimi icinse zaten onlar da araç yollamiyor. Burda gorustugum isim Gulbahar Kaya, memur.

Telefon: 0212 511 42 75, Dahili: 134. Adres: Kazim Ismail Gurkan Caddesi, No: 8, Cagaloglu. Ayni sekilde yer gizli..SHCEK calisanlari iletiyorlar yardimlari..

Iste boyle...Cocuklara kitap & giysi & oyuncak..Kadinlara giysi, ayakkabi, hatta makyaj malzemesi, yani bir kadinin neye ihtiyaci varsa..

Kadin bakis acimizi hic kaybetmeyelim olur mu..Siddetin her turunden hem bedenen hem de zihnen uzak cocuklar yetistirelim guzel ulkemize, benim icimde bizleri zor gunlerin bekledigine dair cok kuvvetli bir his var..

24 Şubat 2009 Salı

Yeni Keşfim..


OKUYORUM/ Aşk Üzerine- Alain De Botton

Bence geç keşfettim ama olsun, keşfettim ya..Bekliyordu kütüphanede öyle..Buyrun:


...Markiz Vikont'u mektuplarının mükemmel olduğu gerekçesiyle eleştirir, gerçek bir aşığın o denli tutarlı olamayacağını, sahici aşıkların ancak darmadağın cümleler kurabileceğini söyler...

...Ona olan aşkım, garsondan tereyağı isterkenki sevimliliğine olduğu kadar, benimle Heidegger'in Varlık ve Zaman'ının iyi yönlerini tartışmasından da kaynaklanıyor olabilirdi...


...Chloe ile aramızda hoş benzerlikler bulmuştuk ama Mart ayının ortalarında yeni aldığı bir çift ayakkabıyı gösterdiğinde onun belki de Zeus' un acımasız darbesiyle benden ayrılan öteki yarım olmadığını ilk kez düşündüğüm tarihi bir kenara yazdım...


...Açık ve belli bir biçimde daha orantılı bir yüzü seçmemiş olmasından dolayı bu aşkın daha sahici olduğunu bile hissediyordum. Vogue' un editörü dergisinin bir sayısına Chloe'nin fotoğraflarını basmaktan kaçınabilirdi belki ama, bu durum, ironik bir biçimde benim ona duyduğum arzuyu arttırıyordu, çünkü onda bulduğum tekilliği kanıtlıyordu...


...Lokanta da durumu kolaylaştırmıyordu çünkü romantik atmosferi zaten aşkı bariz kılıyor, dolayısıyla durumun doğallığını bozuyordu...


...Bir an, Chloe' nin beni de o nazik ve düşünceli haliyle naylon torbanın içinde, bir teneke ton balığıyla bir şişe zeytinyağı arasına yerleştirmesi için bir yoğurt kartonuna dönüştüğümü hayal ettim...

...Chloe' nin hoş bulduğum yanlarını, kendisinin gerçek kimliği açısından rastlantısal ya da önemsiz bulması ne anlama geliyordu? Kendisine ait olmayan özellikler mi yüklüyordum Chloe'ye?...

...Yabancılık kapı dışarı edilmişti artık, ki bu da aşkın suikasttan asla uzak olmadığı yolundaki şüpheleri bir bakıma doğruluyordu...

...Aşk, ortak hoşnutsuzlukları bulup çıkarmakla besleniyordu, İkimiz de X' ten nefret ederiz, Birbirimizi seviyoruz' a dönüşüyordu...

...Varoluşumuzu izleyen bir başkası olmadığı sürece gerçekte varolmadığımız doğrudur belki de, söylediklerimizi anlayacak biri olmadan doğru dürüst konuşamayız, yani meselenin özüne inecek olursak, sevilmiyorsak, tam anlamıyla yaşıyor olamayız...

...Akıl, Onda ne buluyorsun? diye sorar aynaya: Yürek ise, Onda ne bulmayı istiyorsun? diye sorar...

...Sevmek, zaman içinde iyiyle de kötüyle de karşılaştığın dairesel bir süreç değil miydi?...

...

3 Kasım 2008 Pazartesi

kadına yönelik şiddet


tam olarak ne zaman başlamıştım diyorum..biraz flu..galiba ilk "kızlar ip atlar, erkekler top oynar" ayırdına vardığımda, tam da ilkokula giderken ve de okulun kocaman bir bahçesi varken..ya da ben de çift tekerlekli bisiklet sürebilirim inadımın tuttuğu günlerde..benim için gurur meselesiydi diyebilirim çünkü üç tekerlekliden iki tekerlekliye terfi etmek, denge sağlayabiliyor olmak o zaman da önemliydi benim için..

herneyse..tam olarak ne zaman başlamıştım diyorum..sanırım ortaokula giderken..saçımızın varlığını çekme hakkı zanneden güdük oğlanı dövmeye karar verip kızları toplamışken..
sonra lisede "kadını adı yok" u okumuşken...

sonra evime, tarsus'uma dönmüş ve de kadın sığınma evi kurucusu olmuşken..

adli tıp master'ı yaparken, ve de eş+çalışan anne+yeni yemekler öğrenmek isteyen insan+evini hergün silmek isteyen ama beceremeyen kişi+TEZ YAZMASI GEREKEN ÖĞRENCİ olmuşken...
tezimin konusu " aile içi şiddete maruz kalan kadınların MMPI profilleri"..

yani o adı olmayan kadınlar dayak yediklerinde, aşağılandıklarında, harçlık istemek zorunda bırakıldıklarında ama alamadıklarında, kötü lakapları olduğunda, zorla soyunduklarında ne kadar incinmişler, nasıl hastalıklar eklemişler kalplerine ve de bedenlerine bunu inceliyorum..

bilin istedim..