30 Ağustos 2009 Pazar

Bayramımız Kutlu Olsun!!!



Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!


Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927

29 Ağustos 2009 Cumartesi

Kaçtık ve döndük..



Evimizi özlemiştik ya, hasret gideremeden daha çok özlediğim Seda geldi, taaa Anadolu Lisesinden arkadaşım, 19 yıl!!!Peter & Seda & Luna oldular artık, gittik yazlığa, çocuk baktık, hasret giderdik, gülüştük, öpüştük, koklaştık..



Luna her seferinde daha da büyümüş olur, şaşırırız,seviniriz, anlatırız...



Bu Rüzgar' la üçüncü görüşmeleri, ilk defa birbirleriyle ilgilendiler..




Rüzgar bu sefer denizden de havuzdan da korktu..Zorlamadık ama anlayamadık da..Ne oldu o sudan çıkmayan çocuğa acaba..İstanbul kara çocuğu mu yaptı bu doğuştan Akdenizliyi..Hele havuza girer girmez "bitti, bitti " demesi içimi yaktı..Bitsin gidelim dedi canım benim, yine büyüdü yani, derdini anlattı sözcüklerle, sanırım ilk defa..Sahilde keyfi yerindeydi..



Çok sevdiler birbirlerini, belli oluyor mu..Vedalaşmadan bir süre önce..

Dedik ki madem yaptık bir valiz daha, uzatalım, Mersin' den dönüşte Tarsus' a, babacığıma uğrayalım..Uğradık..



Attık terliklerimizi, aldık hortumu elimize, "ön bahçeyi sen sula, arka bahçeyi ben" pazarlıkları yaptık, dayısı da geldi Rüzgar' ın, kalabalık ve kediler vardı bir de, "gel pisi pisi" ilk sözcükler "baba" dan sonra..E ben de mercimekli köfte yaptım, daha ne olsun..



Sonra da Adana' dan Tarsus' a, evimize götürdü Rüzgar bizi, telsiz kulağında, "açılın, evimi özledim.." diye bağıra bağıra..

25 Ağustos 2009 Salı

Veni Vıdı Vıcı..




Veni vıdı vıcı..Ki bir önceki postumdaki özetim yeterlidir bence..

Ben bilmiyordum İstanbul' u bu kadar sevdiğimi..İşte halimin özeti budur..

Uzuuun İstanbul seyahati ki uzunca bir süre yaşadığım, kesin olarak "ben" olduğum ve bir parçasının "benim" olduğunu iddia edecek kadar histerik bir tutkuyla bağlı olduğum şehirmiş kendisi, seyahat değil de biz burada nasıl yaşıyorduk gene yaşayabilir miyiz acaba denemesi diyelim...

Fena halde dönüp gidesim var desem..İstanbul' dan Bodrum' a, Karadeniz' e, ve bilumum Anadolu kentlerine kaçan ve gayet mutlu olan en az beş yakın arkadaşımız var Turgut' la..Ve bayılıyoruz onların kaçış hikayelerine, yeni hayatlarına..Sorun ne bizimle ilgili tespit ettim..Bir büyük şehirden başka bir büyükşehire yerleşince beklentin büyükşehir seviyesinde oluyor..İkisi de büyükşehir neticede..Ama tabiki ne Adana İstanbul, ne de İstanbul Adana..Ayrı keyif her iki şehirde ama ben İstanbul' da daha keyifliyim bu kesin..

Bir de buna eklenen Rüzgar' ı bu kadar yalnız büyütmenin vicdan azabı..Ailem ve bir iki yakın arkadaşımdan başka kimse ile birebir temasta değil Rüzgar..Sokak çocuğu olması tam da bu sebeptendir..İnsan görsün, sosyalleşsin diye istisnasız her gün 2 saat sokaktayız!!!Zorlama işte bu!!!İstanbul' da kalabalıkta büyüyecek..Standart "Amaaan, İstanbul' da görüşemiyor insanlar" cümlesini kabul etmiyorum.Öğrenciliğimde de çalışmaya başladığımda da hiç kopmadık arkadaşlarımla, deli gibi aradık sorduk ve görüştük..Hele şimdi bir de Rüzgar var, yalnızlık seçim olur orada, mecburiyet değil..




Zaten bir gelişim dönemine mi denk geldi yoksa kalabalığın bir çocuk üstünde etkisi bu kadar mı pozitiftir bilemiyorum ama Rüzgar İstanbul' da çok büyüdü!!!

Oh, iyi ki oradaydım anları ise..İyi ki oradaydım sonunda Ayça & Erin & Alpay ailesi ile tanıştım..Tanıştım diyorum çünkü ben hiçbirini tanımazken Turgut ve Ayça yıllar önce bir fotoğraf kursundan -İFSAK- tanışıyorlardı zaten.Biz de Ayça ile Montessori mail grubu üzerinden ve bloglarımızdan, sonra da özelden yaptığımız yazışmalardan bayağı tanışıyorduk..Ama hiç beraber kahvaltı etmemiştik, tavukgöğsü yememiştik, bahçe keyfi yapmamıştık, Taksim Gezi' de dolaşmamıştık, Bambi de çıldırmamıştık..En önemlisi de Rüzgar ve Erin böyle çılgınca kaynaşmamışlardı ve Erin ile tanışmasaydı belki de Rüzgar henüz yürümüyordu!!



Sonra iyi ki oradaydım ve canım arkadaşım Gülhan' ın nikahına katılıp damadımızın çılgın ve gür "evet" ini duydum..



İyi ki oradaydım ve Moda da sıcacık kedili bir evde Yasemin Göksu- Yasemin teyzem işte ya- ve Memo tarafından ağırlandık, ikisi İran üç kedi Rüzgar' dan çok çekseler de kibar davrandılar oğluma..



İyi ki oradaydım Bebek Park da da sallandı rüzgar biz de waffle yedik,motora bindik simit yedik, Saygı abilere gittik muhabbet ettik & sarıldık & özledik dedik uzun uzun,Çatalca ya gittik ki Rüzgar halalarının şefkatinden ve kuzenlerinin mıncıklamalarından da mahrum kalmadı, pazara gittik çama mallar edindik, ikea ya gittik, artı iki koli paketledik, ekolojik pazara gittik pazar filesi edindik..Anlat anlat bitmez, kısaca iyi ki gittik..




Tüm bunlar olurken, ne kadar uyum insanı olduğunu gösterdi bize Rüzgar..Sokakta gördüğü her insana el sallar ve dokunmaya çalışır oldu..Yeni tatlara ne kadar açıkmış meğerse, her yeni mekanda herkesi şaşırtan şahane performanslar sergiledi,sıkça simit kemirdi ve bayıldı, Çin yemeği ve kaşarlı dürüm döner denemeleri yaptı..Oğlumu sağlıklı besliyorum bıdı bıdı diyen anne susar oldu kısa bir süreliğine..Ayakkabı mağazasında ayakkabı denemeye çalıştı, gördüğü her çocuğa sarıldı, çıkardığımız bütün sesleri taklit eder oldu, uyanır uyanmaz ilk kelimesi "baba" oldu, çağır hadi babanı dediğimde "babadiii" der oldu ki bu babacım demek eminiz artık..Bazen gün içindeki iki uykusunu da pusette uyudu, bazen evde..


E bir de..Deniiiiiiiiiiiiizzzzzzzzzz!!!! Seni çok seviyorum arkadaşım..Ve bize hiç düşünmeden açtığın, her köşesine ayrı hayatlar sığdırdığın, seni de aşıp bir kişilik olmuş o muhteşem evini de..



Daha ne denir nasıl anlatılır bilmiyorum..

21 Ağustos 2009 Cuma

Döndük..



beyoğlu.
çiçekli duvar kağıdı.
sahaflar.
asuman.
motorla üsküdar.
kaşarlı dürüm döner.
bebek kahve.,
ayten.
abbas & waffle.
galata mevlevihanesi.
ülkü & volki.
ortaköy.
gülsün.
kızılkayalar hamburger.
metrobus.
saygı abi& aysel abla & akşamsefası.
pusette uyumalar.
outlet çılgınlığı.
çukurcuma.
güvercinler ve Rüzgar.
deniz.
cihangir.
susmayan telefonlar.
mihriler.
çatalca.
ayça& erin & alpay.
deniz' in bahçede kahvaltı.
beşiktaş.
Rüzgar' ın halaları & kuzenleri.
tavanarası.
derya & ilkay & doğa bebek
yeşilköy pazarı.
yürüyen Rüzgar.
düşen Rüzgar..
ikea gerçekten evimizin herşeyi.
pazar filesi.
yasemin göksu & memo & üç kedi
el işi fikirleri.
moda.
gülhanın nikahı.
ortaköy'ün kedileri.
herkese bye bye diyen Rüzgar.
galata ritimhanesi.
figoş.
feriköy % 100 ekolojik pazar.
A&C.
atatürk havalimanı.
şule'nin ahşap oyuncakları.
bilsak beşinci kat.
adana.


biraz evimle hasret gidereceğim.nerdeyse bir ay oldu. az sevip okşayıp affettireceğim kendimi.sonra gene buralardayım, anlatacaklarım var..

28 Temmuz 2009 Salı

olan biten



14 Temmuz, kusmayla başlayan ve 24 saatin sonunda ancak hastaneden eve dönebildiğimiz kötü bir gün..Tam da Rüzgar' ın doğumgünü idi..1 sene önce aynı gün aynı saatte, aynı hastanede "üçümüz" olmuştuk..Doğumgününde üçümüz ordaydık yine..



18 Temmuz, Rüzgar' ın doğumgününü kutladık..Ellerimizle yaptık herşeyi, annemin elleri ve benimkiler yani..Herkesin aynı saatlerde birarada olamaması günü çok uzattı, geceyarısı idi ve evde hala misafirlerimiz vardı....Oğlum için tabiki anlam veremediği ve de muhtemelen sıkıldığı bir organizasyondu ve tekrarı olmayacak kesinlikle..Benim açımdansa, yapılmalı hissiyatıyla giriştiğim ve yapılmasa da olur duygusuyla çıktığım bir gündü..Bundan sonraki doğumgünlerinde Rüzgar çok eğlenecek!!!



22 Temmuz, Rüzgar' ın Eşref Amcası geldi..Amca artı 2 tane kuzeni ve yengesiyle tanıştı..Hastalık, doğumgünü kalabalığı ve üstüne onların gelişi birleşince çok kaynaşası yoktu kimseyle..Eteklerime yapışıp çekti sıklıkla, gerçekten eteğimi de hatta!!!Huy değiştirmek böyle birşey demek ki..Hastalık sonrası yani..Yapay "ühü ühü" leri var artık, gözümün içine bakarak hem de..İstemediğinde "bitti bitti" yapışı..Hiç durmadan konuşması...bıjım bjım,ayyy, ab, ab, ab, babaaaaaa...




24 Temmuz, kontrol için doktoruna gittik..500 gram vermiş..Normal, o kadar az yiyor ki..İki tane de diş geliyormuş üstten yine..Tüm bunlara ilaveten, artık bir birey oluşu ve söylediğimiz hemen hemen herşeyi anlamasına rağmen cevap verecek ve kendini ifade edecek yeterliliğin olmayışının onu sinirli yaptığını konuştuk..Ne zor, bir günlüğüne konuşamadığımızı düşünelim..Artık onun göz mesafesinden iletişim kurmaya çok dikkat ediyoruz, ya eğiliyoruz ya da onu yükseltiyoruz..Göz kontağı kurma ve bakışlarını bakışlarıma sabitleme süresi o kadar uzadı ki!!!Büyüyor!!!



25 Temmuz, Rüzgar'ın Güler Halası geldi..Ev kalabalık..Benim çok özlediğim bir hal bu, ama Rüzgar!!! Özetle çığlık çığlığa desem..



26 Temmuz..Rüzgar babasının gözlerinin içine bakarak "baba" demeye başladı..Gel, top ve benzeri tek hecelilerden sonra kişi ve isim arasındaki ilk anlamlı bağlantı babasına nasip oldu :))Hak etti, kıskansam ve aşklarına imrensem de hakkını teslim etmeli bu muhteşem babanın!!!



Ve veee..."Durmaya" ve kısa bir nefes İstanbul' a gitmeye karar verdik..Bir şehirle ilgili aidiyet duygusunu veren o şehirde değer verdiğiniz insanlardır şeklinde bir özlüsöz uyduruyorum tam şu anda..Ailem bu şehirde olmasa tam bir boşluk..İstanbul olsa her yer, ya da ben olsam orda yine yeniden..



Budur..

14 Temmuz 2009 Salı

İyi ki doğdun oğlum..


Oğlumu yaşıyorum, hem de nasıl..

Susmayışını...Ağlayışını..Düşmelerini...Kalkmalarını...Kalkamamalarını...

Diyorum ki, "geçen sene bu zamanlar yoktun sen" zamanları bitiyor Iraz..Bu oğlan/ adam yıllandı..Ve gayet iyi kotardı bu işi..Kendine en güzel yeri seçti sana sormadan,geldi orta yerine hayatının,ki işte orası en güzeli herşeyin -hayatın ta ortası- keyifle büyüyor arada sana göz kırparak, bazen de elinden tutarak..

Şimdi sen tabiki iyi ki doğdun Rüzgar..Yoksa ben susamadan susuzluğu, ağlamadan hüznü, düşmeden acıyı bilemezdim..

Oğlum, gururlu tospağam,mis bebeğim, sevgim, coşkum, Rüzgarım..

Geçen sene tam da bu anlarda geleceğini hissettirdin bana, işte o andan beri bir gülümseme geldi yapıştı kalbimin en deli yerine,az deliydim ya önceden, şimdi tam oldum..

Sayende..

29 Haziran 2009 Pazartesi

İyi ki doğdun Derin!!!!



Ve iyi ki tanıştık :))



Annen senin için harika bir gün organize etmişti..



Ben eminim sen de günün birinde annen için şahane organizasyonlar düzenleyeceksin, hem de muhtemelen aynı bahçede :))



O zaman sana bir tavsiyem var hayalinin kurduğum, organizatörünün sen olduğu bu parti için..



Birincisi..Annenin davetlilerin için hazırladığı hediyeler çok yaratıcıydı, sen büyüdüğünde biz bayağı yorulmuş olacağız, demem o ki, yaşımız kaç olursa olsun bu parti gerçekleştiğinde, üstünde Sedef' in resimlerinin olduğu bir kutu boya ile neler yaparız neler, biz koca koca bebekler :))



Bir de..



Çok isterim hem güçlü hem de gerçekten bağımsız ol, ama anneni de özle ve hep yakınlarında iste ..

21 Haziran 2009 Pazar

Babalar Günü



Rüzgar' ın babası, Rüzgar' ın annesi, Rüzgar, Rüzgar' ın dayısı, hep beraber Rüzgar' ın annesinin babasına gitmişler..Babalar günü diye..Eski ve de bahçeli bir Tarsus evinde, masal gibi bir gün geçirmişler..



Rüzgar açık havada havuz keyfi yaşamış..



Babası soğan közlemiş, Rüzgar yemiş..



Bahçede güneş enerjisinden gelen suyla yıkanmış, hem de defalarca..



Annesi domatesleri sulamış..




Hem de biberleri..Ve asmayı ve dutu ve patlıcanları ve vesaireyi..




Sonra sular akmış..



Rüzgar çamura batmış...




Annesi şükretmiş, bir kez daha düşünerek "şükretmek" ne güzel bir kelime diye ..

18 Haziran 2009 Perşembe

notlar




Kısa kısa notlar alır gibi yaşıyorum bu ara..

1) Oyun grubunu profesyonelce yapacağım.( Ayrı bir post konusu, okuyan Adanalı varsa haberleşelim :))

2) Evde sinema sisteminin kolonu üzerinde bir canlı türü yumurtlamış, dokununca toz almak için, pıt pıt döküldü yavrucuklar yumurtalarından :( Karşı apartmandaki veterinere götürdüm, "kene mi bu" diyerekten, "hayır değil" dedi çok sallamayaraktan, rahatlamadım, İl Sağlık Müdürlüğünü aradım: "ya keneyse, ya ısırdıysa, tahlil yaptıralım mı, bir de devlet baba desin bu kene değil diye" dedim, şehrin öte ucundaki devletin veterinerlerine teslim ettim böcük yavrularını, bir bakmayla kıymetli parazitoloji uzmanı "kene değil bu ya" deyince ilk veterinerden daha da az umursayarak paniğimi, septik halimden ve de paranoid kişiliğimden sıyrılmak istedim ömür boyu, becerebildim mi bilmiyorum, hayvancıklar kavanozda telef oldu, ona da ayrıca üzüldüm..

3) Bugün Rüzgar babasının öğrencisinin yıl sonu etkinliğinde idi, okulun bahçesinde fıldır fıldır gezip, kıkır kıkır güldü herkeslere, çocuk dediğin sokakta büyür, büyüyemiyorsa sokakta büyüyormuş gibi yapılır..Bir de bu ara "ayyyy" ve de "yaaa" diye çığlık atar oldu oğlum, histerik kahkalarını tarif edemeyeceğim..





4) Bu yıl sonu etkinliğinin açılış konuşmasında Melodi Müzik Merkezi'nin sahibi Ruhi Bey, "Atamız da bizimle burda,eminim, ve gurur duyuyor çocuklarımızla.." deyince ürperdim ve heyecanlandım...

5)Ev kazaları arttı Rüzgar yürüyebileceğini sandığından bu yana, tutunabileceği birşey kalmayana kadar sıralayıp, sonrasında biraz artistlik yapıp, tek el bırakmaca gibi,iki eli birden bırakınca küt yerde...Neyseki ağlamıyor, sadece fazla hızlı olduysa korkuyor, o zaman birazcık ühü ühü..

6) Rejim devam, 5 kilo verdim toplamda, ha gayret..

7) Tatile gitsek, Dalyan' a gitsek..

8) Bu ara Kur'an kursunda kalan ya da hocalık yapan hastalarımın sayısında artış var, orda kalan ve aslında kalmak istemeyen; ama toplum ve cemaat baskısından arkasını gidip dönemeyenler..Anlattıkları feci..Kısa gömlek giyemeyen bir erkek hasta, gören olursa ne der diye sinemaya gidemeyen bir başkası..

9) Evde sabun yapacağım bu hafta..

10) Arkadaşlarım geliyor bu ara, bebişler tanışıyor..



11) Rüzgar bardaktan (suluk değil, biberon değil, cam bardak) suyu tek başına içmek istiyor, bir anlık içip sonra üstüne döküyor, bence bilerek!! Yemeğini de yemek istiyor, çatalı batırmaya çalışırken ben yedek çatala batırıp eline veriyorum, süper yiyor..Bizim çatal ve kaşıklar, bizim cam bardaklar..Çocuklar ya da bebekler için olanlardan değil..Korkmaya gerek yok, dikkatli kendisi, "beceremezler" diyen anne ve babalar, dikkat edip çatalla kendini delmeyen Rüzgar!!!

12) Turgutla mikado ve çokça da erkek tavlası oynuyoruz balkonda, çay bir de, mis gibi, gelsenize..


13) Alain De Botton bazı kitaplarında böyle 1-2-3 diye yazar, Orhan Pamuk da yapmış Masumiyet Müzesinde, ama ben Pamuk değil Botton taklitçisiyim işbu postta..

14) Rüzgar'ı çok öpeceğim bir de..




12 Haziran 2009 Cuma

Rüzgar' ın Menüsü




Kahvaltı(08:00-09:00 arası)
Taze Meyve ve yoğurt barındıran lor, ceviz, ev yapımı ekmek, gün aşırı yumurta sarısı, Rüzgar'ın çay zannettiği pekmezli sıcak/ ılık su.Artık yavaş yavaş domates bir de..

Ara Öğün I (11:00-12:00 arası)
2 çay kaşığı az suda pişmiş irmikle zenginleştirilmiş taze meyve, pazarda o hafta en bol ne varsa o yani..

Öğle yemeği (13:30- 14:00 arası)
Evde ne varsa o, mutlaka yoğurt eşliğinde, yoksa Rüzgar çok iştahlı yemez, bu iyi mi kötü mü henüz emin değilim.."Evde ne varsa o" yu biraz açacak olursak, bizde kızartma yüz yılda bir olur, hamur işi olmaz çünkü bilen ve yapan yoktur, hazır salça son yıllarda hiç almadık ev yapımı buluyoruz Adana'da, ondan da az koyuyoruz zaten ve yazın domatesle pişiyor herşey, baharat ve tuz tabağımızda ekliyoruz artık Rüzgar'la aynı yemekleri yiyoruz diye, bulyon falan ı-ıh, dondurulmuş gıda ı-ıh, varsa gerçek et ya da tavuk suyu yoksa yok, bir de organik falan değil ama mevsim sebzeleri tüketiyoruz, konserve de ı-ıh. Aynı hafta içinde bakliyat,sebze, et, tavuk ve balık yiyor mutlaka.. Et ve tavuk köfte olarak ya da yemeğe eklenmiş olarak, balık çorba halinde.

Ara Öğün II (16:30- 17:30 arası)
Tahılla zenginleştirilmiş kuru ve taze meyve karışımı.

Akşam Yemeği (20:00)
Yeni yemek pişmemişse öğlenin aynısı.

Gece Öğünü
Gece öğünü yok, kendisi biberon ve mama almamayı tercih ettiğini kesin bir dille (!) belirtti, biz de biraz ikna etmeye çalıştıktan sonra saygı duyduk tercihine..Geceyarısından önce uyanırsa babasının servis ettiği suyu içiyor. Geceyarısından sonra 2 gibi annesiyle son kez yakınlaşıp (!) uykusuna devam ediyor..Bazen de daha sık yakınlaşmak istiyor tabiki ama babasının şefkat dolu kollarında unutturuyoruz bu isteğini..Gündüz yüksek kalorili bir menüsü olduğu için gecekiler açlık uyanmaları değil alışkanlık uyanmaları..

Söz konusu olan bir bebeğin çocuk oluşuna şahit olmaksa beklentiler zamanla minicik kalıyor, temenniler ve gözlem yol haritanız haline geliyor..

4 Haziran 2009 Perşembe

Büyümek mi?


Büyümek mi..Hem de nasıl..

Sabahları mutfak balkonunda başlıyor artık..Rüzgar bahçedeki kuşlarla arkadaş oldu, ama az haşin..Çığlık atarak selamlıyor onları, bir de gel demek istiyor diye düşünüyoruz ki, "ğhğhbgeeeeeeeeeeel" diyor, dediği taklit edilemiyor, yazı diline ancak bu kadar yansıtılabiliyor, güzel, özgün..

Akşamüstleri ise kedi arkadaşlarıyla selamlaşıyor, alkışlarken kedileri neden bilmiyorum ama bir onlara bir bana bakıyor, ben de onun kadar heyecanlı mıyım anlamaya çalışıyor farz ediyorum ve "aaaayyyy, ne şekerrr, bak patisini yalıyor?!?!" gibi abuk sabuk, gerçekten heyecandan ne yapacağımı bilemez halde geveliyorum birşeyler...

Dalından dut yiyor bol bol, dalından dediysem kopar ye jenerasyonuna yetişemedi oğlum, benim ve babasının çocuklukta yaptığı gibi olamadı, illaki yıkanıyor dutlar, Adana Büyükşehir Belediyesinin yol çalışmaları bitmiyor diye, biraz da artık herşey bir şekilde pis diye..Daldan mutfağa, mutfaktan Rüzgar'a, farklı evlerde farklı tabaklarda..

Gözümün ta içi neresiyse oraya bakar oldu..Bana sarılır oldu..Yanaklarıma dokunur oldu..Bacaklarıma uzanır oldu..Bana "anneyim" dedirtir oldu..

Rahat etmeyi öğrenir oldu..Çıplak ayaklarını pusetinin ön barına koyup öyle etrafı seyreder ve "ay, nasıl oturmuşsun sen öyle, düşersin haa" diyen cici abla ve abilere (!) dilini çıkarıp "tırrhh" yapar oldu..Banyoda sırtını bana yaslayıp gülümser oldu..İstemediğine gitmez istediğine cıvıldar oldu..Babasıyla yatakta yuvarlanmaca oynar oldu..Ve yatağında çılgın uykular çeker oldu..

Ben onu taklit ediyorum, çok gülüyoruz..O beni taklit etsin, şu ahşap bloklarla bilmem ne yapsın, şu beceri oyuncağını hatmetsin gibi dertlerim yok..Yapacaktır isteyince..Ama kediler, kuşlar ve bahçeli evlerle arası iyi ya..Daha ne olsun..

Hiçbir beklentimin olmadığı sakin zamanlar geçiriyoruz oğlumla..Ondan kendime kaydırdım biraz beklentilerimi..Mesela rejim yapıyorum, 3 haftada 3.5 kilo verdim..Keyfim yerinde..Uzun süredir olsun dediğim kitap blogum aktif sonunda..Arkadaşlarımla uzun sohbetler, yeni ve keyifli tanışmalar özlemişim, yapma gayretindeyim..Beyaz değil tam buğday ekmeği, kozmetik temizleyici değil aktardan alınan bitkisel sabun, algida değil ev yapımı dondurma, plastik poşet değil TEMA alışveriş poşeti ve saksıda domates zamanlarımdayım..

Kim kimi büyütüyor sizce...