kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Haziran 2010 Perşembe

biraz yazayım artık

İlham perim kaçtı, senin çok işin var ben kalkayım dedi muhtemelen de ben duymadım, duysam hayatta izin vermezdim gitmesine..

Aslında yapmam gereken çok şey var ve ben hiçbirini yapamıyorum bari yazı da yazmayayım diyorum sanki, ya da demiyorum..

Bilemiyorum ama yazamıyorum..



İşe gidiyorum, eve geliyorum, hergün kahvaltı etmek istiyorum, Rüzgar' la oynuyorum, başka oyunlar bilsem de onunla boya yapıp duruyorum..Sonra özel istek üzerine aynı şarkıyı üst üste belki yirmi kere söylüyorum..

"Off, yoruldum anne" diyor, ben de oğlum diyorum..Oğlum kim gelsin uyurken seninle diyorum, "babam" diyor, üzülüyorum..

Havalar düzeliyor diye seviniyorum, yağmur yağınca toprak kokuyor diye bir daha seviniyorum, Rüzgar hep gülümsüyor, sıkça dans ediyor, bana sarılınca minik elleriyle sırtımı sıvazlayıp canım diyor,mikrofon gördüğünde koşarak ele geçiriyor, deli oluyorum..



Çok sık olmasa da haftasonu planları yapmaya başlıyorum, tezimle ilgili son noktayı koyacağım günü iple çekiyorum..

Bazen de geziyorum..



Geçen cuma okulumda homecoming vardı,bildiğimiz mezunlar buluşması, heyecanlı ve canlı gittim, Rüzgar ı da götürdüm, babasını da..Arkadaşlarımın çok azını gördüm,Rüzgar sahneye çıktı sonra,erken gitti uyku saati geldi diye ama..Mezunlar buluşmasını açık hava discosuna çeviren zihniyeti kınıyorum, yine de mutlu döndüm eve çünkü Semra' yı buldum yıllar sonra, not düşüyorum tarihe..Bunu not almak istedim,aldım, nokta.Tekrar merhaba pembem..



Rüzgar'la tekrar Feriköy Ekolojik Pazardaydık bu cumartesi, taş boyama ve kille çalışma vardı ama Rüzgar kıymalı gözlemeyi, saksafon çalan abiye danslarıyla eşlik etmeyi ve finalde yerlerde sürünmeyi tercih etti nedense..Bu arada Rüzgar yerlerde sürünürken "siz ne biçim anne babasınız, hayret bişiiiiiğ" bakışları ile bizi kınayan insanlar topluluğuna savaş açıyorum, delice eğlendiğini fark etmiyorsunuz değil mi, pis olmasndan daha çok önemsiyorum bu kısmı, bilginize sunuyorum, bundan sonra "ne bakıyosun, bi sürün sen de, bak vazgeçemeyeceksin" diyeceğim, uyarıyorum..

Rüzgar' a bu su damacasınından aldım, artık benden su istemiyor diye çok seviniyorum, bağımsız yapabildikleri arttıkça pek bir gururlandığını görüyorum, ciddi bir yüz ifadesi ile bana bakıp sessiz onay beklediği anlarda çok şaşırıyorum, "evet oğlum, bunu da başardın ya, sırtın yere gelmez artık" demek istiyorum, öyle ya, susayınca gidip içebilmesi ne büyük bir değişiklik onun küçük dünyasında, hep bu kadar heyecanlı olsun istiyorum ..



Bir rehabilitasyon merkezindeyim ya artık, kütüphane için kitap bağışı kabul ediyoruz, 2. el de olabilir, isterseniz bağışlamak, ne güzel olur, diye hatırlatıyorum..



Ruh halimi temsil eden bu "Rüzgar, the funny köprü" fotosu ile şimdilik kaçıyorum, bir de tatile gitsek, ne güzel olur diyorum..

5 Şubat 2010 Cuma

OSHO Çocuk

ÇOCUĞUN NİTELİKLERİ

…Dinlemek ve duymak tamamıyla farklıdır. Çocuk şöyle diyor: “Duymakla ilgili bir zorluk yaşamıyorum ama dinlemekten bıktım. Duymak zorundasın –geveze anne oradadır- ama dinlemekle ilgili sorunum var. Dikkatimi veremiyorum.” Anne ve onun gevezeliği çocuktaki kıymetli bir şeyi mahvetmiştir: Onun dikkati. O son derece sıkılmıştır…

…Masumiyet, cesaret ve saflığın her ikisidir…

…Daha iyi bir dünyada her aile çocuklardan öğrenecektir. Onlara öğretmek için çok acele ediyorsun. Öyle görünüyor ki hiç kimse onlardan öğrenmiyor ve onların ne kadar çok öğretecek şeyi var. Ve onlara öğretecek senin hiçbir şeyin yok…

…Senin masumiyet olarak gördüğün şey vahşi olmaktan başka bir şey değildir. Senin saflık olarak gördüğün şey vahşi olmaktan başka bir şey değildir. Bir şekilde medeniyetin pençelerinin dışında kaldım…



...Ve bir kez yeterince güçlü olduğumda...Ve insanlar bu yüzden, “Çocuğun mümkün olduğunca çabuk yakasına yapış, vakit kaybetme çünkü çocuğu ne kadar erken kontrol edersen o kadar kolay olur. Bir kez çocuk yeterince güçlenirse o zaman onu isteklerin doğrultusunda boyun eğdirmek zor olacaktır” diye ısrar eder...

HAMİLELİK, DOĞUM VE BEBEKLİK

…Çocuklar senin aracılığınla gelir ama sana ait değildir. Onlara sevgini verebilirsin ama onlara fikirlerini dayatmamalısın…

…Ve “İnsanların sorunu nedir? ” diye sor. Bu tek bir şeye indirgenebilir: Anne. Çünkü anne psikolojik bir rahim sunmaya yeterli değildi, anne manevi bir rahim sunmaya yeterli değildi. Psikolojik olarak nevrozluydu, manevi olarak boştu. O yüzden çocuk için manevi besin yoktu, beslenmiyordu. Çocuk dünyaya fiziksel bir varlık olarak gelir, bir ruhu olmadan, merkezi olmadan. Anne merkezde değildi; çocuk nasıl merkezde olsun? Çocuk basitçe bir devamdı, annenin varlığının bir devamı…



…Ne tür bir ruhun geleceği senin nerede olduğuna bağlıdır…

…Bir anne bir çocuğa sarıldığında enerji akar. Enerji görünmezdir; biz ona sevgi, sıcaklık dedik...



…Annesi tarafından sevilmemiş çocuk kendisini varoluşta yabancılaşmış olarak bulacaktır. Varoluşa güvenemez. Kendi annesine bile güvenemezken başka birine nasıl güvenebilsin. Güven imkânsız hale gelir. Dünya ona eviymiş gibi gelmez. Şayet anne mutluysa, çocuğu emzirmekten keyif alırsa o zaman çocuk asla çok yemez çünkü güvenir; annesinin her zaman orada olduğunu bilir. Ne zaman aç hissetse ihtiyacı giderilir, o asla çok fazla yemez…

…Çocuk en başından itibaren yiyecek ve sevgi fikrini eşleştirir. Onlar neredeyse aynı madalyonun iki yüzü haline gelir. Onun sevgi nesnesi ve fikir nesnesi aynıdır…

…Ağlamak onda derin bir ihtiyaçtır. Ağlayarak o, her gün katarsisten geçer…



…Aksi taktirde durdurulmuş bir ağlamayla engellenmişlik durdurulur. Artık o bunu üst üste yığmaya devam edecektir. Ve sen üst üste yığılmış bir ağlamasın…

..Çocuk ne zaman hasta olursa ona daha çok ilgi gösterilir. Bu onda yanlış bir çağrışım yapar: Hasta olduğunda o diktatör halini alır, kendi kurallarını dayatır. Hastalıkların yüzde doksanı kendi kendine yaratılır, ilgi çekmek için, şefkat almak, önemli hissetmek için senin tarafından üretilir…




…“Yapamazsın, yapmayacaksın” bunların hepsi kirli sözcüklerdir…

KOŞULLANMA

…Onların mahremiyete, tam mahremiyete ihtiyacı vardır…Bir çocuk mahremiyete, muazzam bir şekilde, mümkün olduğunca çok, maksimum düzeyde ihtiyaç duyar, böylelikle kendi bireyselliğini müdahale edilmeden geliştirebilir…

…Anne babalar ne zaman çocuğu içine kapalı ya da tek başına görseler endişelenirler; hemen müdahil olurlar…



…Kişilik bir sargıdan başka bir şey değildir. Kişilik ( personality) güzel bir sözcükten, persona’ dan gelir; persona’ nın anlamı maskedir. Eski yunan tragedyalarında aktörler maske kullanırdı. Sona ses demektir, per içinden demektir…

…Çocuklar tek başlarına kalmaktan çok hoşlanırlar. Evet, anne babalar dikkatli, tetikte olmak zorundalar ki böylelikle çocuğa hiçbir zarar gelmesin ama bu negatif bir dikkattir; pozitif olarak müdahale etmemelidirler…

…Çocuklara soru sorabilecekleri şekilde yardım edilmeli ve anne babalar bu soruları gerçekten bilmedikleri sürece yanıtlamamalılar…



…“Söylediğim şeye inanmayın! Benim deneyimim bu ama onu size söylediğim anda o yanlış hale gelir çünkü o sizin için bir deneyim değildir. Ödünç alınmış bir bilgi engeldir”…

…Sirkte olan şey her zaman budur. Gidip görebilirsin. Aslanlar, güzel aslanlar bile kafestedir ve filler sirk yıldızının kamçısına göre hareket eder. Onlar aç bırakılmıştır ve sonra da ödüllendirilmiştir; ödül ve ceza. Tüm numara budur…



…Toplum anne baba iradesinin geniş halidir; anne baba bu toplumun ajanlarından başka bir şey değildir…

…Evet, bu basitçe hayatta kalma ihtiyacıdır. Çocuk yaşamak ister, bu yüzden uzlaşmaya başlar…

…O boyun eğdiği için ödüllendirilir; onun boyun eğmemesi cezalandırılır…

…Çocuklara saygı göster çünkü onlar kaynağa daha yakındır, sen çok uzağındasın…



…Bir anne de, bir baba da çocuklarına, “Bizden özgürleşmen gerek. Bize itaat etme, kendi zekâna güven. Yanlış yöne gitse bile bir köle olarak kalmandan ve her zaman doğru olmandan çok daha iyidir. Kendi başına hata yapıp onlardan öğrenmen, başka birini izleyip hata yapmamandan daha iyidir. Ancak o zaman takip etmek dışında bir şeyi asla öğrenemeyeceksin ve bu zehirdir, saf zehir” demek cesaret ister ve muazzam bir sevgi gerektirir…

…Normalde “hayır” denilen durumların yüzde doksan dokuzunda sadece otorite göstermek dışında bir neden yoktur…

…O tıpkı dünyanın kendi ekseninde yirmi dört saatte bir dönüş yapması gibi yedi yıllık hareketler yapar…İlk yedi yıl çok önemlidir çünkü hayatın temelleri burada yatar…Eğer bir çocuk yedi yaşına kadar masum, başkalarının fikri ile kirletilmeden bırakılabilirse, o zaman onun potansiyelinin gelişmesinden onu alıkoymak imkansız hale gelir…



…Yedi yaşından on dört yaşına kadar olan bir sonraki yedi yıllık döngü, hayata yeni bir katkıdır: Çocuğun cinsel enerjilerinin ilk kıpırdayışıdır; ancak bunlar sadece bir tür provadır…İkinci yedi yıl, hayattaki ikinci döngü, bir prova olarak önemlidir. Onlar buluşacak, karışacak, oynayacak, alışacaklar. Ve bu insanlığın neredeyse sapıklıklarının yüzde doksanından kurtulmasına yardım edecektir…

ANA BABALAR İÇİN TAVSİYE

…Mutsuzluk çok bulaşıcıdır, o bir hastalık gibidir. Eğer sen mutsuzsan seninle bağlantısı olan, ilişkisi olan, özellikle de çocuklar çok mutsuz olurlar. Ve çocuklar çok duyarlı, çok kırılgandır…



…Gerçekçi ol. Bir kurgu yaratma. Bir kurgunun içinde yaşıyor olmalısın. Asla bir “-meli” ile yaşama. Olanla yaşa; var olan her şey budur. Olan her şey, olandır…

…Sen bir anne olmayı seviyorsun ve çocuğa minnet duymalısın…

…Geçmiş zamanlarda çocuklar anne babalarından korkardı. Artık anne babalar çocuklarından korkuyor ama korku hala ortada. Tekerlek hareket etmiştir ama o aynı korkudur ve bir ilişki yalnızca korku yoksa var olabilir. Sevgi sadece korku olmadığında mümkündür…



…Şimdi sadece doğal ve mutlu ol! Çocukla dans et, çocuğu sev, çocuğa sarıl…

…Bazen öfkelenmek iyidir. Çocuk anne ya da babasının bir insan olduğunu öğrenmek zorundadır. Ve o da kızabilir. Ve eğer sen kızarsan çocuk da kızmakta özgür hissedecektir. Eğer sen asla kızmazsan çocuk suçlu hisseder. Her zaman bu kadar tatlı olan bir anneye nasıl kızmalıdır?...

…Sadece tatlı olma; ruh halin değiştikçe bazen acı, bazen tatlı ol. Ve bırak çocuk annesinin kendine ait ruh halleri ve değişik iklimleri olduğundan haberdar olsun; o da kendisi gibi bir insan…



…Bir çocuk yumuşaklığa ve sertliğe, yin ve yang’ a her zaman hazırlıklı olmak zorundadır. Durum ne olursa olsun, karşılık verebilmelidir…

…Tüm çocuklar ölümle ilgilidir; bu doğal meraklardan bir tanesidir. Ölümle ilgili soruları cevaplama; sadece bilmediğini, öleceğimizi ve göreceğimizi söyle. Ve bunun cevabını bilmediğin her şey için sessiz bir kabul olmasına izin ver…

…Şayet, bazen çocuğunda hoşuna gitmeyen bir şeyler bulursan kendi içine bak, onu orada bulacaksın; o çocuğa yansıtılır…



…Anne babalar çocukları hakkında şikayet ederken ne yaptıklarının farkında değildirler çünkü benim gözlemime göre çocukta yanlış bir şey varsa bu anne babadan geliyor olmalıdır. O yüzden çocuğun ne olmasını istiyorsan, ol. Dingin ol, şefkatli ol, sevgi dolu ol, neşeli ol…

…Sevgini ver ama hükmedilme. Çünkü çocukların algısı çok gelişkindir..

...Göründüğü kadarıyla onun hakkında aşırı endişelisin. Bazen bu bile onun zihninde gerginlik yaratabilir. Ona her şekilde özen göster ama endişelenmek özen göstermek değildir.Endişe çok tahrip edicidir...



...Hiçbir ilgi kötü değildir ama aşırı ilgi kötüdür...

...Anne aşırı güçlüdür ve onlar yumuşaktır ya da anne onların güçlü olmasına izin vermez. O zaman onlar tüm hayatları boyunca annelerin etrafında dolanırlar. Onlar yaşlansa bile, anne ölmüş ve gitmiş olsa bile hala önlüğünün iplerine tutunurlar; derinde onlar hala anneye bağımlıdır. Bu patolojik bir hal alır. O zaman adam karısına annesiymiş gibi bakmaya başlayabilir. O bir anne olmadan yaşayamaz. O kendisine annelik yapacak birisine ihtiyaç duyar...

...Eğer içerde bir şeylerin kaynadığını hissediyorsan ve bağırmıyorsan, çocuk olan şeyden çok rahatsız hisseder çünkü bu onun anlayacağının ötesinde bir şeydir. O hissedebilir...Senin bütün titreşimlerin bağırıyordur ve sen ise bağırmıyorsun ve hatta sen gülümsüyorsun ve kontrol ediyorsun...



...Çocukları kontrol etmenin en iyi yolu...Eğer sen birazcık kaotik hale gelirsen; onlar kontrollü hale geleceklerdir...

...Ona daha çok ve daha çok gülmeyi öğret...Onların tüm hayatı bir ibadet olacaktır çünkü kahkaha bir duadır...

...Eğer çocuk soruyorsa dürüst ol; eğer sormuyorsa gerek yok, henüz ilgilenmiyor...

GENÇLER

...Çünkü yeni kuşak daha zekidir. Zeka problem yaratır. Ve yeni kuşağın daha zeki olması doğaldır. Evrim böyle gerçekleşir...



...Çocuklar muazzam bir iş başarabilir ve onlarda bunu yapacak cesaret var. Belki anne babalar bunu yapmayabilir; onlar aşırı derecede koşullanmıştır...

...Kendini onlara göster ki hiçbir kopukluk olmasın. Bu onların da sana karşı samimi olmalarına yardım edecektir...

...Gençlerin bir gruba, herhangi birşeye ait olmak için güçlü bir arzusu vardır. Bu ihtiyaç neyi yansıtır? Bu tarz şeylerin gerçekleşmediğini Doğu’ da görebilirsin. Çocukların aileye ait olması gibi basit bir neden yüzünden bu tarz şeylerin olmadığını görebilirsin...

...Bana göre, bu hayal zamanını deneyimlemeleri onların hayatın daha farklı olabileceğini – mutsuz olması gerekmediğini, acı dolu olması gerekmediğini- hatırlamalarına yardım edecektir diye hissediyorum...



...Ben maddeciliğe karşı değilim ama tek başına maddecilik seni sadece ölüme götürebilir çünkü madde ölüdür. Eğer o manevi ihtiyaçlara hizmet ederse kesinlikle maddeciliğin yanındayım. Şayet maddecilik efendi değil de bir köle ise; o zaman o son derece iyidir...

...Eğer meyve zehirli hale dönüşürse ağacı mı suçlarsın yoksa meyveyi mi? Sen ağaçsın ve bu çılgın görünümlü genç insanlar senin meyvelerin...

...Mutluluk, kendinden geçmek tamamen unutulmuş bir lisandır. Toplumun mutsuzluğa olağanüstü bir yatırımı vardır...

...Toplum insanlıktan daha önemli hale gelmiştir...

...Mutluluktan kendinden geçmek her çocukta doğuştan vardır...

...Toplum hastadır ve o mutluluktan kendinden geçen insanlara izin veremez...



...Mutluluktan kendinden geçmek kafaya ait değildir. Mutluluktan kendinden geçmek kalbe aittir. Ne zaman bir şeyin içinde bütün olarak varsan kendinden geçersin. Mutluluktan kendinden geçmek kalbe aittir, bütüne aittir...

...Çünkü çocukluğundan itibaren sorumlu olmamak öğretilmiştir. Bağımlı olman öğretilmiştir. Sana babana karşı, annene karşı, ailene karşı, anavatanına karşı, tüm bu saçmalıklara karşı sorumlu olman öğretilmiştir. Ancak kendine karşı sorumlu olman gerektiği, hiç kimsenin senin sorumluluğunu almayacağı sana söylenmemiştir...

EĞİTİM

...Bir insan ne kadar bilgiliyse öğrenme kapasitesi o kadar düşüktür. Bu yüzden çocuklar yetişkinlerden daha çok öğrenme kapasitesine sahiptir...

...Benim eğitim vizyonum hayatın ayakta kalmak için bir mücadele olarak görülmemesidir; hayat bir kutlama olarak görülmelidir...

...Ve dünyada mevcut olan herşey – eğitim, seni bunlarla uyumlu olmaya hazırlamalı- ağaçlarla, kuşlarla, gökyüzüyle, Güneş’ le ve Ay’ la. Eğitim seni kendin olmaya hazırlamalı. Şu an o seni bir taklitçi olmaya hazırlıyor; o sana nasıl başkaları gibi olunacağını öğretiyor...




...”Eğitim sözcüğünün iki anlamı vardır, ikisi de güzeldir. Ne kadar uygulanmasa da bir anlamı gayet iyi bilinir. O da şudur: Senden birşey çıkartmak. “Eğitim” şu anlama gelir: Tıpkı bir kuyudan su çekmek gibi senin içinde olanı dışına çıkarmak, potansiyelini gerçekleştirmek...

...Ve sözcüğün diğer bir anlamı çok daha derindedir: “Eğitim” ( education) sözcüğü educare’ den gelir. Bu seni karanlıktan aydınlığa götürmek demektir. Muazzam öneme sahip bir anlam: Seni karanlıktan aydınlığa çıkarmak...

...Ve bu bedel çok büyüktür: Rahatlık edinirsin ama ruhunu kaybedersin...

...Eğitim şimdiye kadar zekanın eğitimi değil, hafızanın, anımsamanın eğitimi olmuştur. Hafıza zihindeki mekanik bir şeydir. Zeka bilinçtir. Zeka ruhunun bir parçasıdır, hafıza beynin bir parçasıdır. Hafıza bedene aittir. Zeka sana aittir...



...Devletin, düzenin ve toplumun kurumlarının hepsinin gelişimi engellediğini unutma. Onlar niçin gelişimi engelliyor? Çünkü her gelişme meydan okuma getirir ve onlar yerleşmiştir. Düzenin bozulmasını kim ister? İktidarda olanlar yeni hiçbirşeyin olmasını istemezler çünkü bu güç dengesini değiştirecektir...

...Eğitimin parçası olarak hiçbir türden sınav değil, her gün her saat öğretmenler tarafından gözlem olmalıdır. Hiç kimse kalmaz, hiç kimse geçmez: Sadece bazı insanlar daha hızlıdır ve bazı insanlar birazcık tembeldir...

...Kişi kendisidir, kıyaslanamaz. Bu nedenle sınavların bir yeri olmayacaktır...

...Ve herkes doğuştan bir şeydir. Onu ıskalayabilirsin, onu belki de bilmeyebilirsin...

...Tıpkı bir bahçıvanın ağaca yardım etmesi gibi...Ağacı daha hızlı büyüsün diye çekemezsin; bu şekilde hiçbir şey yapamazsın, pozitif olarak hiçbir şey yapılamaz. Tohumu ek, sula, gübre koy ve bekle! Ağaç kendiliğinden olur. Ağaç olurken kimsenin onu incitmemesini ve ona zarar vermemesini sağla. Öğretmenin işlevi budur: Öğretmen bir bahçıvan olmalıdır...



ANNE BABAYLA BARIŞMAK

...Öfkenin içinde sen başka birisinin hatası için kendini cezalandırırsın...

...Onlara nasıl bir anne ya da nasıl bir baba olunacağının öğretilmesi yerine onlara nasıl bir Hristiyan olunacağı, nasıl bir Marksist olunacağı, nasıl bir terzi olunacağı, nasıl bir tesisatçı olunacağı, nasıl bir felsefeci olunacağı öğretilmişti. Tüm bu şeyler iyidir ve gereklidir fakat temel birşey eksiktir. Eğer onlar çocuk yapacaksa, o zaman onların en önemli eğitimi nasıl bir anne olunacağı, nasıl bir baba olunacağı olmalıdır...



...Artık var olmayan geçmişle mücadele etmek ve kızmakla zamanını ve enerjini heba etmektense tüm enerjini bireyliğinin büyüsü olmaya aktar...

...Aile ile ilgili sorun şudur, çocuklar çocukluktan çıkar ama anne babalar asla ebeveynlikten çıkmazlar...

MEDİTASYON

...Meditasyon bizim yitirmiş olduğumuz doğal bir haldir. Çocuğun gözlerinin içine bak ve muazzam bir sessizlik ve masumiyet göreceksin. Her çocuk bir meditasyon haliyle gelir...

...O gerçekten kaybedilemez: O yalnızca unutulabilir. Biz meditasyoncular olarak doğduk, ondan sonra zihnin yöntemlerini öğrendik...



...Elbette o mistikler içindir. Fakat herkes bir mistiktir çünkü herkes fark edilmesi gereken büyük bir gizemi içinde taşır, herkes hayata geçirilmesi gereken büyük bir potansiyeli taşır. Herkes bir gelecekle doğar...

...Ve çocuklar buna en çok muktedir olanlardır. Onlar doğal mistiklerdir. Ve onlar toplum tarafından mahvedilmeden, diğer robotlar, diğer bozulmuş insanlar tarafından mahvedilmeden önce onların biraz meditasyonla tanışmalarına yardım etmek daha iyidir...



...Onlar zekalarını yitirmeye başladıkları gün zerafetlerini kaybetmeye başlarlar. Onlar doğal ritmlerini, doğal nezaketlerini kaybetmeye başlarlar ve plastik davranışları öğrenmeye başlarlar...

...Tam on dört yaşına yaklaşıyorken meditasyona başlaman gerekir. Her yedi yıldan sonra zihin değişir. On dördüncü yılda çok büyük bir değişim olacak...

...Çocuklar meditasyona dans aracılığıyla çok kolay girebilirler çünkü dans doğal olmayan, yapay bir şey değildir; insan dansın gerekliği ile doğar...

...Onların bastırılmış enerjisi açığa çıkarılmalıdır...

19 Aralık 2009 Cumartesi

Kitap Mimi


En hızlı bu mimi cevaplarım diyordum, çok geç kaldım. Yazıyorum hemen hemen..


Şu an okumakta olduğunuz kitap/kitaplar, kısaca konusuyla?

Elif Şafak, Şehrin Aynaları. Almassam dayanamazdım. Elif Şafak ne yazsa merak ederim. Şimdi yavaş yavaş, sakin sakin okuyorum. Ne anlatmıyor ki..Ortaçağ, Engizisyon, Osmanlı, hırs, aşk, haset. Ama daha dingin ve az koşuşturmacalı bir zamanda tekrar okunmalı tarafımdan, ya da öyle bir zamanda okumalı henüz okumamış olanlar.

Osho, Çocuk. Aslında çoktandır Rüzgar' la ilişkimde içselleştirmeye çalıştığım bir ruh halini çok güzel anlatıyor kitap, ama uyarmalıyım ki çok kötü bir çeviri. Ruh halini anlatıyor diyorum çünkü çocuğunuza şöyle yaklaşın, böyle konuşun gibi yönlendirmeler yok, bir "olmak" hali var, onu anlatıyor..Zaten diğer adı da "Kendin Olma Özgürlüğü"

Teach Me To Do It Myself. Evde yapılabilir Montessori Aktiviteleri, yönergeleri ile.

J.Krishnamurti, Bunları Düşün. Bugün başladım. Farklı pek çok konuda Krishnamurti' ye sorular sorulmuş, onların cevapları. Bu ara çok yoruldum, yorulduğum için biraz gerildim, gerildiğim için de biraz karamsarlaştım, iyi gelir diye düşünüyorum.


Mim soru no 2: En son aldığınız kitap/kitaplar?

Susan Striker, Çocuklarda Sanat Eğitimi.

Engin Geçtan, Psikanaliz ve Sonrası.

Mim soru no 3: Şimdiye kadar okuduğunuz kitaplar arasında en çok sevdikleriniz?


Murathan Mungan, Yüksek Topuklar
Cemal Süreya, Sevda Sözleri
Jack London, Martin Eden
Joanne Greenberg, Sana Gül Bahçesi Vadetmedim
Hamdi Koç, Çiçeklerin Tanrısı
Patrick Suskind, Koku
Vedat Türkali' nin her bir cümlesi bir kitap eder benim ruhumda..


Mim soru no 4: Bir türlü bitiremediğiniz, bitirseniz de sizi illallah ettiren kitap/kitaplar?

Orhan Pamuk, Yeni Hayat.
En kısa zamanda tekrar okuyacağım çünkü bu hariç tüm kitaplarını öyle hızlı ve öyle keyifli okudum ki.

Mim soru no 5: Elinizdeki bitince okumayı düşündüğünüz kitap?


Susan Striker, Çocuklarda Sanat Eğitimi.


Sanırım ben kimseyi mimlemiyorum, herkes yazdı gibi geliyor..

Bir de ben bütün bunları şurada da yazıyorum..


18 Mart 2009 Çarşamba

Çocuğa Hayır Demek- III

Kitap tanıtımlı ve alıntılı yazı dizimin son günü..Yine kitaptan alıntılar ve arada benim italik yorumlarım..

...Psikolog E.H. Erikson'un da belirttiği gibi, sizin ilk bilmeniz gereken şey, yeni yürümeye başlama döneminin "sınırsız bir kendini genişletme" süreci olduğudur. Emeklemeye başlayan çocuklar her yere gitmek, her şeyi serbestçe denemek, keşfetmek ve şevkli bir "Ben bunları yapabilirim" duygusuyla her şeyi elde etmek isterler. Burada ebeveynlerin dikkat etmesi gereken husus, çocuğa ne zaman müdahale etmeleri gerektiğini, ne zaman ise gerekmediğini bilmeleridir...

...Evleri, Onların Laboratuarlarıdır...

...Anne-babalar çocuklarının oyunlarına veya yaptıklarına sürekli müdahale ettiklerinde çocuğa "Sen yapamazsın, senin yardıma ihtiyacın var." mesajını verirler. Böylece çocuk da kendini çaresiz hisseder. Fakat sinirlenmiş bir şekilde yardım sinyalleri gönderen ve beklediği yardımı alamayan bir çocuk, o işi yapmayı bırakabilir. Böyle bir durum, çocuğun bir işi tamamlamadan, başka bir işe, ondan da başka bir işe geçmeyi istemesine yol açabilir...

Ki bu davranışların yetişkinlik yaşantılarında da devam edebilme ihtimalinin yüksek olduğunu düşününce tüylerim diken diken oluyor..

...Hiç yeni sürülmüş bir toprağa çim ektiğiniz oldu mu? Tohumun büyümesi için nelere ihtiyaç vardır? Elbette su ve gün ışığına. Fakat tohumun gelişip kök salması için en büyük faktör yeterli zamandır. Bir hafta sonra gidip de "Denemek için iyi bir zaman olabilir, haydi şimdi üzerinde yürüyelim." demezsiniz. Bebekliğin ve emekleme döneminin de çocuk için sürekli bir keşif zamanı olduğunu aklınızdan çıkarmamalısınız. Bu dönem başarıyla geçirilirse daha sonraki dönemlerinde size güvenmeye başlayacak ve onları hayata hazırlayan davranışlarla verdiğiniz dersleri anlamaya hazır hale geleceklerdir...


...Eğer bir bebeğin veya çocuğun ilk 18 aylık yaşamına bir bakarsak, büyük ihtimalle, onun elinden eşyaları (kibarca başka türlü) alan, kapan veya onlardan uzaklaştıran ebeveynler, ağabeyler, ablalar veya bakıcılarla karşılaşırız. Tüm fiziksel davranışlar bir araya getirildiğinde, bu insanlar “hayır, bu babanın telefonu.", "Hayır, bu, annenin tarağı.", Hayır, bu kardeşinin oyuncağı.", "Hayır, bu köpeğin yiyeceği " gibi sahibiyet bildiren mesajlarla sahiplenme duygusunu geliştirmektedirler.Oysa bu tür bir yaklaşım, mülkiyet hissini aşırı şekilde öne çıkarmaktadır: "Bu, anneye ait, bu babaya ait.." gibi ifadeleri işiten çocuk, bir zaman sonra herkesin kendisinden daha fazla bir şeylere sahip olduğunu düşünecektir. "Haydi, telefonu masaya bırakalım." veya "Tarağı çekmeceye geri koyalım” gibi ifadeler daha iyi olabilir. Bu ifadeler, sahibiyete dair vurgu da içermemektedir. Bu dönemde, nesnelerin kime olduğu değil, nerede olması gerektiğini belirtmek daha mantıklıdır...


Deeer ve bu yazı dizisini burada bitiririm...

16 Mart 2009 Pazartesi

"Çocuğa Hayır Demek- I"



Rüzgar henüz emeklemiyor..Onun için keşfetmek henüz dokunmak ve ağzına götürüp tadına bakmaktan ibaret..Ama tabi “Derhal beni kucağına al ve deli gibi merak ettiğim bu evin her köşesini gezdir bana, ve de sakın yorulma!!” mızırdanmalarını yok saymak mümkün değil..Her şeyi ama her şeyi çok merak ediyor, farkındayım..Bu sağlıklı geliştiğinin yani psikososyal gelişiminin yolunda olduğunun en temel işareti, çok şükür..


Ama şöyle sıkıntılar oluyor mesela..Storlu salon perdelerimizin açma kapama aparatı onu deli gibi heyecanlandırıyor ve her seferinde dokunmak ve tadına bakmak (!) istiyor..Oysa bu mümkün değil çünkü oturduğumuz kanepeden ona ulaşmak için çekmesi gerekiyor ve bu aparat esneyebilen- uzayabilen bir şey olmadığı için kafasına düşebilir..O zaman benim bile inanamadığım bir kararlılıkla “Hayır Rüzgar” diyen aristokrat dadı sesi duyuyorum salonda, bir an sonra bu dadı ben miyim diye dehşete düşüyorum..Sonra da vicdan..Ne anlar ki 8 aylık bebek “Hayır” dan..Üstelik de ket vuruyorsun öğrenme merakına..Çözüm..Çok basit..O salondayken yapma bu açma kapa işini ya da hemen dikkatini başka bir yöne çek..


İşte ben bu sorularla cebelleşirken üye olduğum Montessori Eğitimi mail grubunda güzel bir kitap paylaşımı oldu bu sabah..Kitabın adı “Çocuğa Hayır Demek Çözüm Değil”, yazarı Mark Brenner..


Buyrun naçizane alıntılarıma..


Yazar Mark Brenner’ in evli ve üç yaşında bir çocuğun babası olması kitabın gerçekçi olacağı gibi bir önyargı ile okumaya başlamamı sağladı. Bir diğer pozitif önyargı kaynağı da benim çocuk gelişimi hakkında ilk bilgilerimi topladığım “özel çocuklar” otistikler ve hiperaktiflerle çalışmış olması..


…Kralın bütün atları ve adamları biraraya gelseler kırılmış yumurtaları bir daha birlestiremezler…


…Bugünün ebeveynleri, çocuklarının gelişim süresinde onlara ne zaman ve nasıl hayır diyebilecekleri konusunda daha sinirli ve kafaları karışmış durumdadır. Anne-babalar, artık müşfik bir ebeveyn olmanın her zaman yeterli olmadığını kabullenmekteler. Bu kitap "hayır" demek konusunda size alternatif çözümler sunuyor ve yürüme dönemindeki bebeğinizin ve çocuğunuzun kendini kontrol edebilmesi için sınırların ne olduğunu belirtiyor sizlere…


Çoğu anne baba "Çocuğumun davranışlarında olumlu bir değişiklik meydana getirmek için yapabileceğim şey nedir?" diye soruyorlar. Ben de onlara, çocuklara yargılanma korkusu olmaksızın duygularını ifade etme serbestliği verilirse bunun aşılacağını söylüyorum…


…Çocuğun duygularına hayır demek, çocuğunuzun kötü davranışlarına hayır demekten çok farklıdır. Aşının vücuda bağışıklık kazandırması gibi duyguların ifade edilmesi de insan ruhunu arındırır. Ebeveynlerin çoğunun, çocuklarının tüm duygularını ifade etmelerine izin verirlerse, davranışlarının da otomatik olarak uygunsuz ve saldırgan olmaya başlayacağına inanmakta olduklarını gözlemledim. Aslında doğru olan bunun tam tersidir. Eğer çocuklar bunları dışa vurmaz ve ifade etmezlerse davranışlarında bunları göstereceklerdir. Duyguları; bir çocuğun gelişiminin merkezidir…


Evet burada araya giriyorum..Nedense genellikle çocukların duyguları yok gibi davranılır, onların önünde her şey konuşulur, sanki onlar duymaz ve etkilenmez..Onların önünde suratlar asılır..Sanki onlar görmez ve üzülmez..Onlar “istemiyorum” deyince ciddiye alınmaz..Sanki onlar bir şeyi istememe hakkına ve olgunluğuna sahip değillermiş gibi..Onların heyecanı çoğu zaman yarım bıraktırılır, yetişmek gereken bir şey vardır mutlaka, sanki onların heyecanlandığı şey önemsiz ve saçma gibi..Oysa bu dünyaya geldiklerinden beri nefes aldıkları ve duyularını kullandıkları her an uzun ve zorlu bir keşfin mücadelesidir onlar için..


Devamı yarın, okunabilir kılmak için..

24 Şubat 2009 Salı

Yeni Keşfim..


OKUYORUM/ Aşk Üzerine- Alain De Botton

Bence geç keşfettim ama olsun, keşfettim ya..Bekliyordu kütüphanede öyle..Buyrun:


...Markiz Vikont'u mektuplarının mükemmel olduğu gerekçesiyle eleştirir, gerçek bir aşığın o denli tutarlı olamayacağını, sahici aşıkların ancak darmadağın cümleler kurabileceğini söyler...

...Ona olan aşkım, garsondan tereyağı isterkenki sevimliliğine olduğu kadar, benimle Heidegger'in Varlık ve Zaman'ının iyi yönlerini tartışmasından da kaynaklanıyor olabilirdi...


...Chloe ile aramızda hoş benzerlikler bulmuştuk ama Mart ayının ortalarında yeni aldığı bir çift ayakkabıyı gösterdiğinde onun belki de Zeus' un acımasız darbesiyle benden ayrılan öteki yarım olmadığını ilk kez düşündüğüm tarihi bir kenara yazdım...


...Açık ve belli bir biçimde daha orantılı bir yüzü seçmemiş olmasından dolayı bu aşkın daha sahici olduğunu bile hissediyordum. Vogue' un editörü dergisinin bir sayısına Chloe'nin fotoğraflarını basmaktan kaçınabilirdi belki ama, bu durum, ironik bir biçimde benim ona duyduğum arzuyu arttırıyordu, çünkü onda bulduğum tekilliği kanıtlıyordu...


...Lokanta da durumu kolaylaştırmıyordu çünkü romantik atmosferi zaten aşkı bariz kılıyor, dolayısıyla durumun doğallığını bozuyordu...


...Bir an, Chloe' nin beni de o nazik ve düşünceli haliyle naylon torbanın içinde, bir teneke ton balığıyla bir şişe zeytinyağı arasına yerleştirmesi için bir yoğurt kartonuna dönüştüğümü hayal ettim...

...Chloe' nin hoş bulduğum yanlarını, kendisinin gerçek kimliği açısından rastlantısal ya da önemsiz bulması ne anlama geliyordu? Kendisine ait olmayan özellikler mi yüklüyordum Chloe'ye?...

...Yabancılık kapı dışarı edilmişti artık, ki bu da aşkın suikasttan asla uzak olmadığı yolundaki şüpheleri bir bakıma doğruluyordu...

...Aşk, ortak hoşnutsuzlukları bulup çıkarmakla besleniyordu, İkimiz de X' ten nefret ederiz, Birbirimizi seviyoruz' a dönüşüyordu...

...Varoluşumuzu izleyen bir başkası olmadığı sürece gerçekte varolmadığımız doğrudur belki de, söylediklerimizi anlayacak biri olmadan doğru dürüst konuşamayız, yani meselenin özüne inecek olursak, sevilmiyorsak, tam anlamıyla yaşıyor olamayız...

...Akıl, Onda ne buluyorsun? diye sorar aynaya: Yürek ise, Onda ne bulmayı istiyorsun? diye sorar...

...Sevmek, zaman içinde iyiyle de kötüyle de karşılaştığın dairesel bir süreç değil miydi?...

...

26 Ocak 2009 Pazartesi

Orhan Pamuk yazmış ben de koşa koşa okumuşum..


OKUYORUM/ Masumiyet Müzesi


Ben Orhan Pamuk kitaplarını severim..Kişi olarak sever miyim, yurdum mevzularıyla ilgili açıklamalarını talihsiz ve de özensiz hatta ihanet tadında bulur muyum uzun mevzu..Bence ihanet ediyor demek için kişiyi çok iyi tanımak ve de durumla ilgili ne kadar sorumluluk hissettiğini bilmek gerekir..Banane kardeşim, hiç de mesul değilim yurdum insanından diyorsa -ki diyor mu bilmiyorum- çok da varmam üstüne..Ama ben her daim mesul hissederim kendimi yurdumla ilgili her mevzuda..


Ben Orhan Pamuk kitaplarını severim..Çıktımı bir yenisi beni bir heyecan sarar...Billboard larda falan görünce, abartma kardeş diyesim gelir ama gene de parayı verip kitabı çantama attım mı evim ve güzel demlenmiş bir bardak çay özlemi sarar beni, heyecanım katlanarak devam eder..Çalışmadığımı ve de ara vermeden-yaşamsal ihtiyaçlar hariç- kitap okuyabildiğimi hayal ederim (Bu benim favori hayalimdir, annemin ki ise çay, oda dolusu kaşarlı tost ve kitap imiş çocukken, nedense söylemek istedim).. İşten izin almak fikri çok iyi hissettirir kendimi ama yaz tatili fikri bu fikirden hızla vazgeçirir beni..

Konudan sapmayalım ve de okuyorum yazıma devam edeyim..

Bu aslında "yaladım yuttum okudum" yazısı olsun..Masumiyet Müzesi..Çoktandır kütüphanemde biriken kitapları okumadan yenisini almama kararımı başarıyla uyguluyordum..Ta ki Turgut iyi seneler deyip hergün sayıkladığım Masumiyet Müzesini elime tutuşturana kadar..Nedendir bilmem bu sefer eskisi kadar büyülenmedim..Her Türk insanı gibi bir şüphe mi kapladı içimi bilmiyorum, oysaki önyargı kadar bana acı veren bir durum yoktur, en acımasız öz eleştiri oklarım yuvalarından fırlar içsel önyargı dedektörüm öttüğü anda..Ama diğer kitapları kadar bayılmadım Masumiyet Müzesine..

Gerçekçi mi gelmedi..Gereksiz uzun mu geldi (ben bayılırım aslında uzun kitaplara, uzatılmış değil uzun kitaplara)..Hikaye mi içimi sıktı..İç sıkıntısıyla okudum hep..Ama okudum, durum kendi adıma çok fena değil, iyi ki de okudum, benim de müze açasım geldi..

Kitap 30 yaşında sosyetik ama iyi eğitimli ve de kafası güzel çalışan bir adamın gayet kendine uygun sosyetik ve kafası güzel çalışan bir kızla evlilik arefesindeyken gidip bir tezgahtara aşık olmasıyla başlar..Bu aşk başta cinselliğin cazibesi gibi görünür okura..Ama sonra sosyetik zenginimiz ayrılır nişanlısından ve de düşer bu aşkın peşine..Bu aşkın peşine düştüğü yıllarda "anı" mahiyetinde ne varsa toplar (çalar?!?) ortak alanlarından ve biriktirir..Bu bazen bir toka, bazen kızımızın yemek yediği bir çatal, bazen kızımızın içtiği sigaranın kültablasına basılmış izmariti..Bu kısmı vurucu oldukça, kızımızın sigara söndürme biçimlerinden o günkü ruh halini tahlil edebilecek kadar "bir" olmuştur zengin sosyetiğimiz durumla ve aşkıyla..Final ise içimi yaktı diyim, siz okuyun bence bir kitabı..

Bu okuyorum post u değil gayet haleti ruhiye anlatan bir durum post u oldu..Benim de vardır müzem..Adına da Masumiyet Müzesi değil de "Geçmiş zaman olur ki.." ya da "Hisli geçen zamanlar" müzesi diyelim..Eserlerden seçmece sunacak olursam..Bir adet Kuzguncuk Çınaraltı ndan alınmış kültablası, bir adet Cumhuriyet Meyhanesi Türk kahvesi fincanı, onlarca adet "koca"man Turgutumla gidilmiş tiyatro bileti, Rüzgar'ın sünneti için hastene giriş kartı ve hasta bilekliği, hamile olduğumu öğrendiğim BetaHCG sonucum, gidilen tatil beldelerinden alınmış şirin ve kesinlikle elyapımı magnetler (herşeyde olduğu gibi magnet te de mümkünse handmade..), Babamın anneme yazdığı mektuplar, kimin kim olduğunu bile çoğu zaman bilmediğim ama yılda en az bir kere açıp baktığım siyah beyaz aile fotoğrafları, üniversite yıllarında yurtta arkadaşlarımızla birbirime bıraktığımız notlar ( bir tanesinde Iraz benim beyazları da yıkarsan ne süper olur yazıyor, onu bile saklıyorum), Saçlarımı ortadan ayırdığım ve sanırım obezite sınırlarını sorladığım günlerime ait vesikalık fotoğraflarım, lise montum ve eteğim hatta okul armalı t-shirt üm, Anadolu Liseleri sınav giriş belgem, veni vıdı vıcı yani..

Bence müzesi olan insanlar az bira derinlik taşırlar..Aslında çokça taşırlar demekten beni alıkoyan şey tevazu sahibi olmaya verdiğim önemdir..

3 Ocak 2009 Cumartesi

İki Kitap Birden


OKUYORUM/ Harika Çocuk Nasıl Yetiştirilir

Tim Seldin Montessori Vakfı Başkanı, kitabı da o yazmış..Bizim çoğu vakıf başkanımız hatırlı kişilerdir de ne kadar işin içindedirler meçhul..Ya da bana öyle gelir, iflah olmaz bir paranoyam var bu statü mevzularında..Kitabı okumaya başladığımdaki ilk şaşkınlığımı aktarayım sizlere....Adının "Hans", "Poetrich (?!?)" ya da "Inge" olduğu belli olan çocukları "Mehmet" ve de "Ayşe" olarak isimlendirilmiş olmasına şaşırdım ve de güldüm..Bu olmamış hiç sevgili editör..Kendi adlarının kullanılmasının bizde "Hadi canım, sizin oralarda bu işler böyle ama biz burda böyle çocuk yetiştirmiyoruz güzelim" hissiyatına sebebiyet vereceğinden ürküp Türkçeleştirmiş olabilirler mi? Kitaptaki çocukların kıyafetlerine ayrıca bayıldım..Ben burda Zara, Mothercare ve de şanslıysam + İstanbuldaysam Yeşilköy pazarından bulabiliyorum bunları..Yoksa ayıcıklı tulum, zürafalı pijamaya talim..(Bizim ayıcıklı ya da zürafalı hiçbirşeyimiz yok, belirtmeliyim çünkü neden bilmem bunu takıntı haline getirdim, ben buralarda çocuk yetiştiren anneler için üzgünüm ve bunu dile getiriyorum!!!)

Konunun özüne gelirsek..Ben 2003- 2005 yılları arasında -günde 7 seanstan kaç saat ettiğini siz hesaplayın- özel eğitimde çalıştım, çalıştım, çalıştım..Özellikle İstanbul' da çalışırken bilmeden Montessori Metodu imiş kullandığımız..Zaten bu methodun da varoluşu engelli çocuklarla başlamış..Bir yüzü fermuarlı bir yüzü düğmeli alıştırma küpleri, ahşap gruplama ve eşleştirme materyallari, birlikte kartonlardan ve her tür atık materyalden aktivite üretimi, vs. Kitabın özü şudur ki; çocuk ama önce sizin bizim gibi insan..Sebepsiz yere koruyucu olmayın, yani günlük hayattan uzak tutmayın..Çocuklarınızın her türlü günlük rutininiz içinde aktif yer almaya hevesleri vardır, onları teşvik edin ve destekleyin .. Ama bu arada onların çocuk olduğunu unutmadan bir zahmet evinizi onlara göre düzenleyin, onlara sormadan bu dünyaya gelmelerine sebep oldunuz tembel olmayın, hızlıca hayatınızın ve evinizin belli bölümlerini onlara göre organize edin (kabul, burdaki imaları ben ekledim)

Yani bu kitabı alın okuyun anneler ve babalar..Zaten okunması kolay, daha çok fotoğrafların altına yazılar yazılmış gibi..Ben babamla paylaştığımda işte biz köylerde böyle büyürdük dedi..Yani okuyunca "evreka" olmayacaksınız ama günlük koşuşturmaca da unutma ihtimaliniz olan ince detaylara dikkat edeceksiniz..Yani özünüze döneceksiniz..Oyuncak yokken annelerimizi , babalarımızı nasıl yetiştirmiş anneannelerimiz ve babaannelerimiz..Onlara sorun, Montessori Methodunu dinleyeceksiniz..

BUNU DA OKUYORUM/Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler

Uyku, Beslenme, Davranış, Tuvalet Eğitimi..Alt başlıklar bunlar.. Türkçe çevirisi çok yeni yapıldı, henüz kendi blogum yokken ve de Rüzgar'lı bir hayatın şaşkınlığını (hep mutluluk vardı..) aşmaya çalışırken takip ettiğim bloglardan biri beni onun bloguna götürdü..Bence sevdiği işi yapabilen şanslı ve başarılı kadınlardan Yapıncak..Yapıncak Gürerk Okyar. .Music Together' ı inceleyin derim..Hala İstanbul' da olsam kaçırmazdım..Yani sadece şans değil bu, yaşam sevgisi diyelim..Yapıncak' ı tanımıyorum ama sanki kitabı değil de onu anlattım gibi oldu..

Gelelim kitaba..Çeviri oldukça akıcı ve anlaşılır..Sadece şu sayfadaki şu tabloya bak gibi şeylerden hoşlanan bir okur tipi değilim ben, dipnot bile sevmem..Üşenirim ve de dağılırım..Ama gene de bakmassam da okuma yarım kalır..Bu bir eleştiri..Bunun dışında..Evet güzel ve pratik çözümler..Dili çok yumuşak ve de ikna edici, üstelik de sakinleştirici..Henüz yarılamadım bile kitabı ama bence kolay okunabilirliği muhteşem..Hani bebeğinizi pışpışlayıp nerde kalmıştım diye kolayca devam edebilirsiniz..Biraz daha okuduktan sonra kitabın sunduğu çözümlerle ilgili ayrıca bir post yazacağım..

İşte böyle..Uyusunda büyüsün ninni, okusun da büyüsün annesi..

16 Aralık 2008 Salı

Rüzgar 5 aylık...


tarih : 16.12.2008
yaş : 5 ay
kilo : 8570 gr
boy : 67.5 cm
baş ç: 44 cm

Rüzgar 5 aylık...çok büyüdü sanki..bende her ayki gibi bir heyecan bir heyecan!!!

büyüdükçe sorular azalıyor galiba..ya da ek gıda ve -umarım hiç olmaz ama- hastalıklar başlayana kadar bu böyle gidecek sanırım..

3 sorum vardı sorulacak..
1. burnunda et mi var, şu gördüğümüz ne?
2. sağ gözünün altında minik hava kabarcığı gibi birşeyler var, bunlar ne?
3. kilo alımı nasıl, ki bu soru değil sanırım, rutininde var kontrolün.

cevaplar:
1. doktor der ki; bu burnun doğal yapısı, et değil, büyüdükçe sen orasına burasına nispeten az bakıp varlığına alışacaksın oğlunun, o zaman takılmayacaksın..bu arada ben geniz etinden şüphelenmemiştim, sadece içi etli görünmüştü gözümüze, geniz eti de zaten öyle bakılınca görülen bişi değil, ek bilgi..
2. evet, hafif allerjik birşey bu ama kortizonlu bir krem yazmak istemiyor doktorumuz, gözün hemen altı olduğu için kaşırken gözüne girebilirmiş elinden,vs. gerek yok, bekliyoruz kendiliğinden geçecek.
3.sadece 590 gram almış. ek gıdaya başlamamak için 600 gr yeterli, 10 gr eksiğiyle anne sütüne devam kararı aldık. zaten artık eskisi kadar hızlı büyümesini beklemiyoruz..boyu da iyi gayet..gene biraz önden seyrediyor gelişimi..ek gıda meselesine gelince..istersen meyve suyu verebilirsin dedi ama ben "hımmm,ilk 6 ay yalnızca anne sütü tamam mı" diyenlerden olduğum için, Rüzgar' ı 1 ay daha lıkır, cok cok ve de ohhh tadında bir hayat bekliyor..ama heyecanlanıyorum ve de mama sandalyesi arıyorum!!!

neler yapar bu aralar peki..

dün itibariyle eliyle beni, babasını ve ne bulursa onu (dokunmanın ötesinde) avuçlamaya çalıştı!!!evet, sanırım bilinçli tutmalar ve tadına bakmalar (!) yeni yeni başlıyor..şuursuzca tutuyordu ama artık bilinçli olacak bu gibi geliyor bana..

destekli oturma..
çok şeker yahu..ama destek ler kalktığı anda elleri ayaklarına gidiyor gayet bilinçsiz ve de 2 büklüm oluyor bir süre sonra..fakat kikir kikir..çok şeker çookk..

günde 1 kere kaka yapma..hemen hemen..eee "4-5 günde bir" den sonra bize pek bir keyif veriyor bu durum..

sırt üstü uzanırken oynayarak ayaklarını tutmaya başladı..

yarım dönüyor, tekrar düzelebiliyor yardımsız..

sonra baby einstein izliyor oğlum..doğru mu emin değilim ama olumsuz birşey okumadım şimdiye kadar..zaten maksimum 15 dakika, ama o nasıl dikkatli bir izlemedir öyle..sanki haberleri izliyor ve biri birşey dese "1 sn, çok önemli birşey izliyorum" diyecek kadar hani..

uykusu gelince eeeeeeeee,uuuuuu,buuuuuu,aaaaaahhhhhhhh demeler ve de bazen ninniye eşlik etmeler..

çok tükürüyor çoookkk..

bir de işaret parmağıyla ağzını keşfediyor yahu..diş mi, değil henüz..ama kaşınıyor belki de diş etleri..

etkinlikler:
  • oyun halısında gittikçe uzayan zamanlar..
  • fış fış kayıkçı oynamalar..
  • koklamalar daha doğrusu koklatmalar..5 duyu çalışmalı..
  • farklı dokulara dokunmalar..(montessori metoduyla ilgili bir kitap okuyorum.oradan öğrendiği sürpriz sepetini hazırlamaya başladı annesi ona)
  • ceviz adam şik şak şok, ağız, burun, karın ,saç gösterilerek..bence hiçbir şey anlamıyor, ama yavaş yavaş..
şarkı, türkü işte..


ne diyelim, o mutlu biz mutlu..

21 Kasım 2008 Cuma

sen çok yaşa Murathan Mungan..


OKUYORUM/ Kadından Kentler...

İyi ki Murathan Mungan var ve ben iyi ki her sene en az bir kitabını okuyorum, sonra yeniden okuyorum, sonra yetmiyor şiirlerine dönüyorum...

sonra da "biraz" doymuş olarak hayatıma devam ediyorum..


6 Kasım 2008 Perşembe

kırkkaşik bedesteni


bugün dükkanımıza gittik uzun bir aradan sonra..rüzgar'ı beklerken hergün tren yolculuğu zor oldu turgut' a..e ben de hiç ama hiç yalnız kalmak istemiyordum..gitmedik hiç..babam çok yardım etti o zamanlar, açık tuttu dükkanımızı..sonra rüzgar geldi, "zaman" a birşeyler oldu, biz gene gidemedik..artık çok özledik ve gittik bugün..


sonra benim lise yıllarında kitaplarımı aldığım "Antik Sahaf" bir şube açmış bizim bedestene..tüm kitaplar belliki defalarca okunmuş!!!genel olarak 2. elden çok haz etmem, ama kitap olduğunda durum çok farklı..bayılırım bir kitabın defalarca okunmuş ve eskimiş hallerine..o kitabı benden önce okuyan insanlarla sanki bir savaşın aynı cephesinde mücadele veriyormuşçasına enteresan bir birlik bilinci falan yaratırım kendi kendime..hoş ülkemiz tam da böyle günler yaşamıyor mu zaten...

oğlum da aynen benim gibi hissetsin istiyorum bu konuda..

sevsin okunmuş kitapları..


kütüphanesinin ilk kitaplarını aldım bugün..


okunmak için yıllarca bekleyeceklerini bilmeme rağmen..




işte yukardaki gibi üşenmedim fotoğrafladım hemen aldığım ikinci elleri..üstüm başım toz içinde kaldı sahafta..kendi çocukluğumun kitaplarını aldım oğluma..günceli bilmiyorum çünkü.. ama bunlar klasikler..Rüzgar bunları mutlaka okusun istiyorum..ortak masallarımız olur hem ne güzel..



sonra bir de ben ve turgut için az da olsa taradım rafları..muhtemelen artık yeni baskısı yapılmayan, yapılsa da böyle olmayacağını bildiğim 2 kitap daha seçtim.

"kocam"an turgut için Fikret Otyam..







kendime de Bertrand Russell...