26 Mayıs 2009 Salı
19 Mayıs 2009 Salı
Türkan Saylan/ Oğluma Onu Anlatacağım..

Çok güzel yazmış Can Dündar..Blogumda yayınladığımı bilse kızmazdı eminim..Oğluma bu yazıyı Türkan Saylan' ı tanısın diye hatıra bırakmak istediğimi bilse, mutlu bile olurdu hatta...
O öldü, utanıyor musunuz şimdi? - Can Dündar
Utanıyorlar mıdır acaba şimdi? Hani o, ziyaretine gelenleri selamlamak için başını, boynunu sarıp cama çıktığında, “Hayatını örtü düşmanlığına adadı. Ömrünün son döneminde başörtü takmaya mecbur kaldı” diye yazanlar...
“Evi basıldığında ağır hasta görüntüsü vermişti, tarikatlara söverken ise turp gibiydi” diye yalan düzenler...
“Konu Müslümanlık olunca hastalığını unutuyor” diyerek onu hedef gösterenler...
“Battaniyesini atıp konsere koştu” başlığıyla onu kendileriyle karıştırıp takiyeci ilan edenler...
Evini basıp 20 yıllık ajandalarını götürenler...
Din, her şeyden önce vicdansa...
Yürekleri hepten çöl olmadıysa...
Şeytan ruhlarını esir almadıysa...
Vicdan azabı çekerler mi?
Bir özür dilerler mi?
* * *
Türkan Saylan, bu ülkenin yüz akıydı.
Ancak samimiyetle inanmış insanlarda rastlanabilecek bir feda kültürünün son temsilcisi...
İnsanların yardımına koşmak, cehaletle savaşmak uğruna koşulsuz kendinden vazgeçecek bir örnek insan...
İçi boşaltılmış “ahlak” kavramının etten, kemikten hali... Demokrasiden taviz vermeyen laiklik hassasiyetinin sesi...
Bir eğitim mücahidi...
“Annesi Hıristiyan, kendisi misyonerdir” diyenler annesinin Müslümanlığa geçiş belgesi karşısında başlarını öne eğmişler midir acaba?
“Kendini acındırmak için hasta taklidi yaptığını” söyleyenler ölümü karşısında günaha girdiklerini fark edip hicap duymuşlar mıdır?
* * *
Tek başına bir toplumun kaderini değiştiren insanlar vardır; Türkan Saylan, onların başında anılacaktır.
Onunla ilk görüşmemiz, 15 yıl önceydi. “Sarı Zeybek”e Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin verdiği ödülü onun elinden almıştım.
Son görüşmemizde “Kardelenler” için bir kampanya filmi planlıyorduk birlikte... Ve o yine, hepimizi hayranlığa sürükleyen bir enerjiyle, Anadolu’daki kızların durumunu anlatıyordu.
“Anadolu’yu küçücük katkılarla değiştirmek mümkün” diyordu.
“Bir kızın özgürlüğünün bedeli 200 YTL” idi.
Bulabildiği her kuruş, onun için kurtarılmış kızlar demekti.
* * *
Hasta halinde evinin basılması ve derneğinin yöneticilerinin, arşivinin götürülmesi, Ergenekon’un dönüm noktası oldu; soruşturmanın zihni arka planını ortaya koydu.
“Çağdaş Yaşam”, cami duvarıydı soruşturmanın...
Saylan’a dokunulmasını kimse onaylamadı; birkaç vicdansız hariç... Onlar da bir süre insafsızlıklarıyla hatırlanacak, sonra unutulup gideceklerdir.
Radyoaktiviteyi keşfeden, iki Nobelli Marie Curie, 1911’de Fransız Bilimler Akademisi’ne üyelik için davet edildiğinde bir gazete “O Fransız değil, Yahudidir” diye yazmıştı. Yayın etkili olmuş, Madam Curie Akademi’ye alınmamıştı.
Ne oldu?
Fransız Bilimler Akademisi’ne ilk kadın üye, ancak 68 yıl sonra, 1979’da seçilebildi.
Yalan kampanya yürüten gazete, halen tarihin çöplüğünde serili...
“Madam Curie” adı ise tarihi ışıtıyor. Türkan Saylan için de öyle olacak.
Adı, imdadına yetiştiği kızların yüreğinde ve hayatını adadığı ülkenin vicdanında yaşayacak.
Ruhu ise, ancak cehalete karşı açtığı savaş sonuçlandığında huzura kavuşacak...
16 Mayıs 2009 Cumartesi
Bebeklerde Gece Beslenmesi
Soru:
Gece beslenmesini kesmis tecrubeli anneler!!!
Ne zaman ve nasil kestiniz?
a) Kendi kendine birakti, ben birsey yapmadim.
b) Doktoru birakin artik dedi, ... aylikken .... seklinde birakti.
c) ... kadar oldu, hala gece ... kere ... ile besliyorum.
d) Tracy hogg okudum, .... seklinde biraktirdim..
Tesekkurler!!!
Cevap
Ben 1 ya da en fazla 2 kez emziriyordum 1 hafta oncesine kadar.
Memeyi kestim. Tam 24 aylik. Memeyi birakinca gece beslenmesi de kesilmis oldu. Simdi 1 kez uyaniyor. Su icip tekrar uyuyor. Cok yorgunsa hic uyanmiyor. Ama ben 2 kez cis yaptirmak icin kalkiyorum.
Cevap
Ben bu konuyu cok dusundum,X' in saatte bir-iki saatte bir uyandigi donemler vardi.Sonra sonra daha uzun sure uyumaya basladi.Su an yaklasik 2.5 yasinda; bazi geceler 1-2 kez,bazen 3-4 kez uyaniyor.Ben deneseyedim Dr.Jay Gordon'un yontemini deneyecektim.Ama bu doktor 1 yasindan kucuk bebeklerin gece beslenmesinden mahrum birakilmamasi gerektigini dusunuyor.
Soru:
1-2 saatte bir uyandigi zamanlarda mama ver diyen olmadi mi :)) Hep emzirdin mi? Sutun yetmedigi ve o yuzden uyandigini dusundun mu? yaninda mi yatirdin? Benim bel fitigim var, yanimda yatirdigimda feci bir agriyla ve parantez olmus sekilde uyaniyorum :(( Bir de o da sabaha kadar emmeye calisiyor :(( Derken ikimiz de dinlenmiyoruz bence bu gece uykusuyla..Yataginda kalsin desem de saat basi uyaniyor :((
Ne sordum yahu..
Cevap:
Biz yurtdisinda oldugumuz icin ailelerden,konu komsudan uzagiz,mama ver diyen olmadi :) Esim de anne sutunu cok destekleyen biri. Sutumun yetmedigini dusunmedim kilo alimi hep istikrarli oldu,onun disinda da saglikli bir cocuk.Biz beraber yattigimiz icin cok zor olmuyor gece emzirmeleri,en azindan yataktan kalkmama gerek kalmiyor,sonrasinda da ikimiz de yeniden uyuyakaliyoruz.
Cevap:
D sikki. Tracy Hogg okudum. Sut depolamasi (tanking) yaptim. Uykunun erken saatlerinde sut depolamasi yapinca, gece beslenmesini kesmek yerine, gecenin ilerleyen saatlarinde kalkmalar kendiliginden yok oldu. X ufakken 4-5 aylikken gece uyanmamaya basladi. Ben o 7 de yatiyorsa 7 de emziriyordum, 9 da emziriyordum, 11 de babasi biberon veriyordu ben uyuyordum. Y 11 ayliga kadar ne kadar depolatirsam depolatayim sabaha karsi uyandi hep. 4 am civariydi sanirim. Cok fazla inat etmedim. Her cocugun farkli oldugunu kabullenmek durumunda kaldim. Sonra onu yavas yavas 5-6 ya kaydirdi(k). Simdi 6-7 civari kalkip emiyor. 6 da kalkmissa tekrar yatiriyorum. 7 de kalkmissa meme keyfi yapiyor, 7:30 da kalkiyoruz. Tracy Hogg depolamayi 9 ay gibi kesebilirsiniz der ama ben hem X de hem Y de neme lazim diye 11-12 ayliga kadar devam ettirdim.Buradaki doktorlar (ABD) ileri aylarda (yaslarda) bu gece beslenmelerine kil. Ozellikle ileride dis curumelerine neden oldugundan dolayi illaki once sut, sonra dis fircalama veya agiz calkalama, sonra uyku diyorlar. En azindan bizim pediatrician oyle diyor. Meme verince Y'de bunu uygulamak zor. Cocuk anca keyfine variyor, sakinlesiyor. Haydaa kaldir, isigi ac, agzini calkala, dis fircala olmuyor tabi. Yataga koyuyorum. Arada sutten sonra birkac yudum su verdigim oluyor.
Soru:
Ben sanırım süt depolaması için gec kaldim, Ruzgar 10 aylik ve hala emiyor..Ve zamanında boyle bir aliskanlik kazandirmadim, ne zaman isterse emzirdim, zaten ilk 6 ay sadece anne sutu aldi, ben ise basladigimda depoladigim sutleri biberonla iciyordu, ek gidaya gecince biberon hayatindan cikti..yani 11 gibi biberon mumkun degil bizde..
Tabiki artik kasikla besleniyor..Gunduz cok emmiyor ama gece!!!Saat en gec 9 da uyur, 8 de rutin islemeye baslar (banyo+los isik+ninni+vs.)..Neden bilmem uyuduktan tam yarim saat sonra uyanır ve gece yarınsından sonra, 2 gibi uyanır tekrar, bu sefer ac olur..Emer uyur..Ama sutum artik yetmiyor ve bundan sonra zirt pirt uyanir!!!Doktoru gece 12 sabah 6 arasi buyume hormonu salgilanir, onemlidir, 12 de mama ver uyusun dedi(devam sutu), o kadar karsi olmama ragmen tamam dedim..Ama yok yok!!! Biberon almiyor!!! Cok sevdigi sulugunu verdim, onu da almiyor!!! Bardakla verdim, ı-ıh, kasikla verdim aldi!!! Yani gece 2 de kasikla besleyemem tabiki..Bazen ben odasina girmeyim, babasi beslesin, ya da beslenmeden uyusun, ama alissin biberona diyorum, bu seferde e ne zaman anne sutu alacak o zaman diye tedirgin oluyorum..
Caresiz hissediyorum biraz..Nasil alistiracagim bilmiyorum, henuz gece beslenmelerini kesmek icin erken gibi geliyor bana, gunduz ne kadar beslersem besleyim(takintili anneler gibi delice yedirdigim de oldu)gece uyaniyor..Tracy gunduz yeterince kalori alan bebek gece uyanmaz diyor ama Ruzgar uyaniyor..
Cevap:
Ben X’ e ilk gece beslemesinde meme, ikincisinde biberon veriyordum. Y biberon almadigi icin (calismayi biraktigim icin benim tembelligime geldi) sadece meme verdim. Biz Y'de hic biberon icin kasmadik, gunduz ya ufak bardak veya acik agizli alistirma bardagi verdik. Gece uyurken veya uyandiginda sadece meme verdim. Gece kesinlikle alistirma bardagindan anne sutu dahi kabul etmedi. Yeni yeni abisinin her yaptigini yapmak "zorunda" oldugu icin yatmadan evvel alistirma bardaginda sut iciyor. Sonra dislerini fircaliyorlar, yatirmadan hemen evvel ben emziriyorum. Gece beslemesi icin gec demissin. Bence degil. Mesela 2 de ac oldugu icin uyaniyorsa sen 11 de uyandirmadan meme ver. Ondan sonra yat uyu. Bakarsin karni dolu oldugu icin uyanmaz, sen de uyumaya devam edersin. 6 ya kadar idare eder (insallah). Bu arada uyarayim, ilk geceler biyolojik saatin yuzunden o uyanmasa bile sen o saatte uyanabilirsin. Bence aciktigi icin uyaniyorsa, doyurmak icin illa o saatte uyanmasini beklemeye gerek yok. Sutunun o sirada doyurmaya yetmedigini dusunuyorsan bir meme bir alistirma bardagi deneyebilirsin. Bir de hakikaten gece aciktigi icin kalktigini dusunuyorsan gunduz daha fazla yemek sun. Gun icinde daha fazla ogun verebilirsin. Gunduz belki saglam yiyordur, oylesine tavsiye niteliginde yazdim.
Cevap:
X son zamanlarda iyice abartmıştı gece kalkmasını. hele 22 Nisanda 15 kere falan kalkınca zıvanadan çıkmıştım. 23 Nisanda annemle telefonda konuşurken anne dayanamıyorum artık, gece emzirmeyi kesicem, X hem yemek yemiyor hemde artık hiç uyumuyor dedim, biz kalkıp gece yemek mi yiyoruz dedi, kes gitsin dedi. X 'i Ankara'da gören doktorlardan biriside memeyi tamamiyle kes artık, 18.aydan sonra çok faydasını görmezsiniz demişti. 15 kere kalkması bardağı taşıran son damla oldu. X 'in memede uyumasına izin vermedim yine. yatağına yatırdım. 12de uyanıp meme dedi su verdim, 3,5 da uyandı meme dedi su verdim, yattı uyudu. Ertesi gün su taktiği yine işe yaradı. 3.gece su taktiği pek tutmadı :), kızım sabah vericem sütü hadi yat dedim, çok ağlamadı bende şaşırdım. Bundan aylar önce 10 dakika falan ağlamıştı, ağladığı noktaya kadar ağlatacaktım, eşim çok vicdansızsın dedi, aldım emzirdim. Sonra vicdansız davrandığımı düşünüp çok üzülmüştüm ama keşke ozaman ağlayabildiği yere kadar ağlayıp memesiz uyumayı öğrenseymiş. Bir gece ağlardı sonra hiç ağlamazdı bence. (X 18.09.2007 doğumlu. Yani 19.ayda gece memeyi kesmiş olduk.)
Cevap:
13-13.5 aylikken emzirmeyi kesince gece beslenmesi otomatik olarak kesilmis oldu. Sonra bir sure gece uyandiklarinda geri uyutmada problem yasadim, emerken geri uyumaya alistiklarindan. Oglumda bu problemi hemen astim, uyumlu bir cocuk oldugundan kendi yataginda sabaha kadar deliksiz uyumayi, uyansa da kendi kendine uyumayi kisa surede ogrendi.
Kizimsa cok inatci cikti. Gece 6-7 kere uyandigini bilirim. Gece uyandiginda formul sut falan vermedim. Yataginda pispislayarak geri uyutmaya calistim. Ama baktim ki, 1.5-2 ay sonra bile hala bu kadar cok uyaniyor ve ben gunduzleri isyerinde yorgunluktan kafami bile tutamiyorum, ben de pes ettim. Kolay yolu secip kendi yatagima aldim.. Sonra cok rahat ettim, cunku beraber yatinca uyanmadi, uyansa da hemen uyudu. O aralar 1 yila yakin esim de ankarada degildi. Sonra esim ankaraya gelince kizi kendi odasina gecirdik. Zor olacak diye korkmustum, ama odasini, yatagini yeni aldigim aksesuarlarla susleyip cazip hale getirdigimden sanirim, kolay oldu.
Cevap:
Benim cevabim biraz tuhaf olacak belki;
e) sikki... Yani Hicbiri... f) sikki... Yani hepsinden ufacik bir parca...
X 15.10.2007 dogumlu, bir yasini biraz gecmisti sanirim, gece beslemelerini kesmeye kendim karar verdim. Kaynak gosteremeyecegim kadar cok okudugum web makalelerin ortak sonucu buydu, bir yasindan sonra gece beslememek gerek. Gerek, gerek de ben cocuguma hicbir seyi gerek, lazim sart diye zorla uygulayan bir anne olmadigim icin elbette bu gereklilikleri kendime ve kizima uygun sekilde revize etmeye calistim hep. O zamana kadar bir donem gecede 3 kez, bir donem gecede 2 kez besleniyordu X, 13 aylikti sanirim gece beslenmesini bire indirdim. Bir sure oyle devam ettik, sonra bazi geceler acliktan aglamazsa hic vermemeye basladim. 3 gece vermiyordum mesela, ama 4. gece ac oldugunu hissedersem veriyordum. Bu sekilde 1-2 ay gecirdik. Bu arada X yalanci emzik kullaniyor, bunun bu konuda faydasi buyuk, itiraf etmeliyim. Boyle boyle aralarda besledigim gecelerin arasi gittikce azaldi ve artik uzun zamandir geceleri sadece ihtiyaci oldugunu hissedersem su veriyorum. Anlayacagin ben yavas yavas azaltarak yumusak bir gecis yaptim ve kizim cok uyumlu davrandi.
Cevap:
X 23 aylikti kestigimde. Gece 1 x uyaniyordu birakmadan once. Keserken "okula basliyorsun - okula giden cocuklara inekler sut yapar" dedim o da inandi :D . Sonraki bi kac hafta geceleri uyaninca da su verdim. Yatma ritueli de degisti tabi. Emerek uyuyordu, kesince ilk once kucagimda sarki ile uyudu, daha sonraki haftalarda yataginda yatiyordu ve ben sirtini oksuyordum, sonunda yatagini da degistirdim "abla oldu" . Bundan boyle yanindaki koltukta oturup masal okudum, son asamada koltugu odadan aldim basucunda masali oyuyup optum ve ciktim...hala da oyle devam ediyor...
* Bence cocuklar ne zaman hazirsa o zaman biraktirmali
* Benim tanidigim butun anne sutcu bebekler emerek uyuyor - disleri de curumedi :D
Cevap:
15 ay bizde de durum aynıydı. geçen hafta yazmıştım 15-20 kez uyanıyordu X ve emerek uyuyordu. 9 aylıkken pedagog tavsiyesi almak istedik. Feriha Dildar'a gittik. O bize kısaca şöyle dedi: ' 6 aydan sonra gece beslenmesine gerek yoktur zira bebekler geceleri şalterleri kapatırlar ve kesintisiz uyuyabilirler. gece beslenmesinin yararı olmadığı gibi zararı var. benim oturduğum yerden bakıyor olsaydınız çok daha iyi anlardınız durumu...' büyüme hormonu salgılanmasından bahsediyordu tabii burada. Ben onu dinlediğimde hak vermiştim ama bizde gerçekleşemedi, çünkü oğlum gerçekten hazır değildi...
Cevap:
Bebeklerde sanirim boyle cok uyanma gibi bir donem oluyor. Yani bu bir surec bence.Gecici birsey ama cok yorucu.Çunku ne yaparsam yapayim uyandigi cok olmustur oglumun. Dislerle ilgili olabilir sik uyanmasi belki de uyumadan hemen once aldigi mama hazimsizlik yapiyordur. Aslinda gece icin en kolayi emzirmek bana gore. Ama yetmiyor o yuzden sik uyaniyor diyorsun.Offf bir soyle yatsalarda sabah kalksalar ne olur??
Soru:
Yatmadan hemen once mama almiyor ki, sorun bu zaten, Ruzgar hazir gidalardan hoslanmiyor :)) fresh anne memesi istiyor gece :))
Cevap:
Ben X doğduğundan beri hiç devam maması vermedim. İstemedi de zaten birkaç defa bi tattırayım dedim. Rüzgar da ağzının tadını biliyormuş Fresh anne sütü Uyuturken emzirirdim, gece bazen uyanır bazen uyanmazdı. Ama ilk birkaç ay kilo sorunumuz vardı onun dışında gece uykusundan uyandırıp da doyurmadım (ki bunu birçok arkadaşımın yaptığını biliyorum belki aramızdan yapanlar da vardır. Böyle bir şey yapmalı mıyım diye sorduğumda doktoruma gerek yok dedi. Uykusunu bölmememi söyledi.) Uzun bir süre gece en fazla 2 defa uyanan X, 18. Ayında memeye inanılmaz düşkün olmaya başladı ve geceleri 5-10 dakikada bir uyanmaya başladı. Acaba acıkıyor mu diye düşündüm ama hayır acıkan çocuk sabah uyandığında yemeğe saldırır di mi? bizimki sırf memeyi emzik niyetine kullanmak için emiyordu. Bunu farkettiğimde 2 yaşına kadar emzirmek istememe rağmen kesmeye başladım ve kestim. Çünkü gece uyanmalarında hem o hem de ben çok yorulmaya başlamıştık.Ben kendi adıma yorum yapmak istiyorum burada sadece, tabi ki herkesin yorumu uygulaması farklıdır. Ben gece beslemelerinin çok gerekli olmadığın düşünüyorum (kilo problemi veya başka bir neden olmadığı sürece). Gece o uyanmadan da uyandırıp emzirmeyi de doru bulmuyorum ,eğer uyanmadıysa demek ki uykuya daha çok ihtiyacı var. Her uyandığında da emzirmemek gerekiyor bence çünkü her uyandığında emzirilince çocuk bu defa uykusunda başka bir nedenden dolayı uyansa bile uyumak için memeye ihtiyaç duyuyor. Uyandığında biraz beklemek gerekiyor, belki biraz pışpışlamak, kendi kendine uykuya dalmasını sağlamak, hala uyumuyorsa kucak vs… çünkü bence çocuğun gece deliksiz uykuya ihtiyacı var. Ayrıca karnı çok dolu bir bebeğin de uykuya dalması bence zor olur ve çocuk rahatsız olur (kendimizden pay biçerlim) Ama bence bebekler her zaman acıktıkları için uyanmıyorlar.. İleride bu alışkanlıktan vazgeçmesi çok zor oluyor bu nedenle şimdiden alıştırma derim. Ben yaşadığım için biliyorum.
Cevap:
Katılıyorum…gece sık sık uyanmalarının nedenini acikmis olmalarindan degilde uykuya araci koymak istemelerinden kaynaklandigini dusunuyorum…bu arac meme olabilir…mama olabilir…sallanma olabilir (bizim basimiza gelen), vs..vs…araci kaldirip cocugun kendi kendine uyumasini saglarsak (ki hic kolay degil ama imkansızda degil sadece sabir, sabir, ve kararli olmak) kesintisiz uyumasini saglayabiliriz…
Cevap:
Bebekler büyüme ataklarında daha fazla ten temasına, sıcaklığa, ilgiye, beslenmeye ihtiyaç duyuyorlar.Güzel tarafı ise bu dönemin sonunda yeni yetenekler elde ediyorlar.X’ in huzursuzluk haftaları belirtilen büyüme atakları ile birebir örtüşüyordu.Kaba bir hesapla Rüzgar da 40 hafta civarı, bir de sen göz at istersen; “büyüme atağı” veya “growth spurt” olarak search edebilirsin.Bakalım Rüzgar ne sürprizler hazırlıyor size
Soru:
Evet, tam da 42. haftasinda icinden cikilmaz bir hal aldi :)) Cok cok mantikli ,biraz bunun uzerine okuyacagim..
Cevap:
Benzer seyleri bizde yasadik….cozum cok kolay aslinda…biberonun agzini igneyle iyicene actik…mamanin daha fazla gelmesini sagladik…veee biberona alismasi cok kolay oldu…Ama biberonla mama verince daha uzun süre uyurmu emin olamadım ?
Soru:
Kendimi tam ariza gibi hissetmeye basladim herseye "yo yo, bu da degil" diyerek ama bunu da yaptik..biber kozledigimiz sisle actik desem :))
Cevap:
Ben de calistigim icin X emdigi donem boyunca gece en az bir defa emzirip tekrar yatiriyordum. Sonra sabaha karsi da bir uyaniyordu emzirip cikiyordum isten donunce birde gece memede uyuturken sut veriyordum. toplam 47 defa emiyordu X. Ne zaman emzirmeyi biraktik gece beslenmelerimiz de bitti. Bizim doktorumuz gece beslenmesinde bir sakinca gormuyor. O aksine sutteki kalsiyumun disleri koruduguna inaniyor ve dis heskimleri ile bu konuda hic anlasamadigini soyluyordu. Ben de buyume hormonunun gece 22 ile 02 arasinda en aktif sekilde salgilandigini okumustum. Mumkun oldugunca karanlik ve sessiz bir ortamda olmaliymis uyku.
Cevap:
Yazdiklarini okuyunca inanamadim. Tamamen bizim evdeki goruntu... Biberona tam itiraz, dedigin gibi sut de yetmiyor (bizde birde tuzlu olan sag taraf da iptal). Gunce gunduz cok yemedigi icin acdiye uyumadigini dusunuyordum ama demek ki durum bu da degil...Ayrica dis de degil...
Yenidogan doneminde bile bundan daha uzun uyurdu...Bir cozum bulabilirsen beni de haberdar et lutfen...Tabi ben uykusuzluktan hala olmemissem...
Cevap:
Benim kızım sadece acıktığı zaman uyanıyor, yoğun geçen bu hafta saat 22.30 gibi mamasını yedi ve uyudu sabah 06.30'a kadar :)Önceden daha erken uyuyordu 20-21 arası ve mutlaka gece uyanıyordu.
Cevap:
Maalesef bebekler kitapta yazilanlar gibi oluyor cogu zaman. Benim oglum da Ruzgar gibiydi. Gece zirt pirt uyanir ve meme isterdi su ile kandiramazdim biraz gozu dalar gibi olsa da ben yastiga basimi koyar koymaz tekrar kalkmak zorunda kalirdim. Evet gece buyume hormonu salgilaniyor ama napalim cocugu emmesi icin ben uyandirmiyorum ki kendisi uyaniyor emmeden de geri uyumuyor. Onu aglatarak gece emmemesi gerektigini kabullendirmek de bana gore degil. Mecbur uykusuzluk yontemini secmistim ben. Simdi 17 aylik emmeyi kendisi birakti ama eskisi kadar olmasada gece hala uyaniyor. Simdi de dislerine bagliyorum uyanmalarini birde emzik aliskanligina uykusu hafiflediginde emzigini ariyor. Sadece gece uyurken emzik aliyor bu aralar onu da unutturmaya calisacagim.
Simdi neden anlattim bunca seyi :) ha evet yanliz degilsin demek icindi...
SONSÖZ IRAZ:
Herkese selam tekrar,
Sanirim soyle bir yol izleyecegim:
a) Okudugum kitaplara anayasa muamelesi yapmayacagim, her cocuk farkli..
b) Emdigi icin mutluluk duyacagim, bir de aklimdan su sutum yetmiyor cumlesini uzaklastiracagim, ben ki 6 ay sadece emzirip bu 6 ayin sonunda percentile hesaplarina gore 9 aylik bebek gelisiminde bir yavru tasiyordum , ki hala gurbuz :P Nerden cikti bu sutum yetmiyor..Sutum icin bol su icemeye devam..Itiraf ediyorum ki bunu uzun zamandir ihmal ediyorum..
c) Gunduz biraz daha fazla beslemeye gayret edecegim, bu nasil olacak bilmiyorum, Ruzgar 10 aylik, 11 kilo 300 gram ve 76 cm. (bunlar aslinda 9 ay kontrolundeki olcumlerden..)
d) Gece uyandiginda sadece 1 kere emzirecegim, doydugundan eminsem odasina babasi gidecek, zamanla anlayacak ki her uyandiginda meme yok..Ama doymadigini dusunuyorsam fazlaca hasir nesir olacagiz sanirim..
e) Rüzgar' in hala gece besleniyor olmasini dert etmeyecegim, henuz kucuk, ama 2 ay sonra hazir oldugunu dusunursem yavas yavas kesecegim..
f) Uyanmalarin illaki acliktan oldugunu dusunmeyecegim obsesif bir sekilde, bir de biz gece " aaa aciktim, hadi kalkayim birseyler yiyeyim" demiyoruz..Ama bu da cok mantikli degil, biz artik buyumuyoruz ki ?!?Tamam, bunu biraz daha dusunecegim..
g) Ben yatmaya giderken uyuyor olsa da emzirecegim,emerse tabiki..
h) Kafama takmayacagim, gecici oldugunu aklimdan cikarmayacagim..Buyume hormonu falan, yapmayacagim oyle ince hesaplar..Yasayip gidecegim ozetle..
Sevgiler..
15 Mayıs 2009 Cuma
İyi ki Doğdun Sevgilim...

Umulmadık bir anda çıkılan bir tatilde geçirilen şahane sabahlar ve serin akşam üzerleri gibi..İşte tam olarak böyle..Umulmadık bir anda ve şahane..
Sevgilim..
Uyanır uyanmaz ayılan ve "baba" olduğunu gözünü açar açmaz hatırlayan...
Tanıştığımız günden beri yaşlanmayan ama büyüyen, ben büyürken tüm büyüme ağrılarıma iyi gelen...
Yanımdan gitmesin, diğer odaya bile gitmesin dedirten, gitmeye yeltendiğinde çıkan "nereye" sorusuna her seferinde gülümseyerek cevap verebilen..
Küçücük hallerimde kendi kocaman hallerini görebilen...
Ben doğduğum gün bir yerlerde yazılmış olsa gerek "sen"..
Edip Cansever demeseydi ben der yazardım bir yere, "bizim sevdamız da öyledir, iyi şiirler gibi..."
12 Mayıs 2009 Salı
anneler günü, bir diş,bir artroskopi..

Anneme gittik..Hediyeleştik..Ne güzel bir cd hazırlamış annemle abim bana, herkes farkında sanırım müzik dinlemeyi özlediğimin..Abim yeşil balık aldı anneme, ben de yeşil taş ve de uğurlu filler aldım..Mistiğim, mistiksin, mistik..

Derken enerjim düşük, bugün oldu yazayım dedim anneler gününü..Ama bugün 2 adet yenilik var hayatımda..Birincisi oğlum, güzel gülüşlüm, büyüme arkadaşımla ilgili..Babası aradı bugün, hastan var mı dedi, tam da o anda vardı ve böyle olduğunda hep ben seni sonra ararım der kapatırım ama bugün öyle demedim, çünkü sesi çok iyi geliyordu ve birşey söyleyeceği belliydi..Var ama söyle dedim, o da söyledi, oğlumun dişi çıkmış!!!Büyüdü dedim..Sanki askere yolluyoruz, her gelişim evresinde diyorum ki, eyvah, biraz daha zaman geride kaldı ve tekrarı yok..Neyse..Hüzünlü konuşmalar bunlar..Şimdilik bana göstermedi ama babası sürekli görüyor, ben de çay bardağından su içirip "çıt" dinliyorum..
İkincisi ise babamla ilgili..Dizleri ağrıyordu, ortopediye götürdüm, film çektirdik, dizleri kötü..Artroskopi yapılacak..Çok endişelendim çünkü yürümesini etkileyecek herşey yaşam kalitesini etkileyecektir..Öyle korkacak kadar birşey yokmuş, allah korusun yürüyememek falan..Ama babamın ağrıları var mı var..Ben küçükken annemin de babamın da dizleri ağrımazdı ki..Bu da hüzün..
Yani bugün büyümekle yaşlanmak kucak kucağa..
Oğlumu çok öptüm bügün, çok kucakladım, o da çokça başımı koydu omzuma, anlamış gibi beni..
3 Mayıs 2009 Pazar
Oyun Grubu..
Çocuklar gibi şenim!!!
Artık Rüzgar'ın bir oyun grubu var..
Hamileyken üye olduğum mail gruplarından, Rüzgar la buluştuktan sonra ise takip ettiğim bloglardan çok şey öğrendim..
Önce Ayça'ya kocaman teşekkür..Ufkumu öyle çok konuda genişletti ki, tahmin bile edemez.. Oyun grubu fikri onun sayesinde yer etti zihnimde..
Iraz ve Rüzgar..Sedef ve Derin..Hilal ve Emre..Ve bundan sonra bize katılacak olan Berna ve Tunç..
Çok şekerlerdi..Tabiki birlikte oynamadılar ama hep izlediler birbirlerini..Bu bile yeterli çünkü çok mutlular birlikteyken her hallerinden belli..Bir de şöyle düşünüyorum, kendi ebatlarında canlılar..Çok heyecan verici ya!!!Bir dönem devler ülkesinde yaşadığımı ve sonra kendi ülkeme döndüğümü hayal ediyorum da..Ne harika bir histir aynı göz hizasında olabildiği arkadaşlarıyla iletişim halinde olmak..
Peki ne yaptık..2-3 tane şarkı söyledik ve sonra onlar oynadılar..Ayrı ayrı..Zaten paralel oyun 2 yaşından itibaren başlıyor,birlikte oynamaları ise hemen hemen anaokulu çağına denk geliyor.. şimdi gelişim evreleri açısından da bakarsak yalnız oynama dönemindeler..
Burda biraz psikolog olup yazmak istiyorum..Bebeklerin oyuna başlamaları sade ve kendine yönelik oyunlarla oluyor..Karmaşık, çok kişili ve kurallı oyunlar sonradan geliyor..Bebekken yalnız oynuyorlar, dış dünyayı dahil etmek gibi bir dertleri olmuyor ve tek başlarına keşfetmeyi tercih ediyorlar..Mesela bebekler elleri ve ayakları ile oynarlar..İlerleyen zamanlarda ise çıngıraklı oyuncaklarla oynamaya..İki yaşından itibaren paralel oyun başlıyor, yani yan yana ve birbirlerinin farkındadırlar ama hala yalnız oynuyorlar..Hala kural ve birlikte hareket etme yok..Genellikle dört yaş civarı ya da anaokulu çağı diyelim, çocuklar grup oyunu için hazır oluyorlar ya da grup oyununu öğrenmeye hazır oluyorlar..Bu dönemde oyuncaklarını paylaşabiliyorlar, temalı oyun oynayabiliyorlar ve oyun esnasında sıra alma becerileri gelişmiş oluyor..
Bizim grubumuzda ise..
Arada birbirlerinin elindeki oyuncağa uzandılar..Derin beni oyuna davet etti arka arkaya topu bana göstererek, topu at-tut yapabiliyor, biraz onunla oynadım ve bir kez daha kız ve erkek çocuğun psikomotor gelişim hızındaki farklılağa hayret ettim..Sanırım yaşamları boyunca psikomotor becerilerini erkeklerden daha çok kullandıkları için kızlar hep önden gidiyor..Rüzgar ve Emre sadece "bakarken" Derin taklit ediyordu..Sonra onlar oyuna dalınca biz anneler, eee kaçta yatıyor, kaçta kalkıyor, ne yiyor, hımm, zzz türü sohbetlere daldık ve onlar birbirlerine güzel bakışlar atıp aynı oyun halısının üstünde 1 saat geçirdikten sonra dağıldık..Zaten bu kadar küçük oldukları için ya birinin uykusu geliyor, ya acıkan oluyor, vs..45 dakika maksimum 1 saat yeterli..
Haftaya Sedeflerin bahçesinde buluşmaya karar verdik..
Bu arada ben de boş durmadım, yine Ayça'dan aldığım ilhamla hemen bir mail grubu kurdum..Sadece Adanalıların işine yarayacak bu grup..Ayça zaten İstanbul'da çoktan başlamış bu işe ve hatta medyaya bile yansımış..Ve de bu ara harika bir sosyal sorumluluk girişimleri var..
Adana mail grubu olsun istedim, umarım zamanla İstanbuldaki kadar aktif hale gelir..İstedim çünkü çeşitli kreşlerin oyun grubundan faydalanmaktansa, ev ortamında ve sıcaklığında aynı gelişim aşamasında olan bebeklerin/ çocukların bir araya gelmesi gelişimlerine muhteşem katkılar sağlar bence..
Buyrun:
oyungrubu_adana-subscribe@yahoogroups.com
1 Mayıs 2009 Cuma
Eşref Armağan/ Parmakları ile gören üstat..

Bu sabah facebook da bir video paylasimi sonucunda hatırladım Esref Armağan'ı..Hatırladım diyorum çünkü hakkında yarım yamalak parçalar vardı zihnimde..Şimdi bu yarım yamalakları bütünledim ve paylaşmak istedim..

Eşref Armağan, çok özel bir Türk ressamdır. Eserleri hem Türkiye çapında, hem de yurt dısında çeşitli sergilerde yer almıştır.Geçmişte İtalya'dan, bir süre önce de Şangay Büyükşehir Belediye Başkanından davetler almıştır. Birçok kereler hem Türk televizyon kanallarında hem de CNN ve BBC gibi kanallarda adından söz edilmiş olmasına rağmen değerli sanatçı ve ressamlarının bulunduğu kitaplarda Eşref Armağan'ın adı geçmemektedir.

Eşref doğuştan görmez bir ressamdır. Hiç bir zaman gün batımını, baharda yeşeren, çiçek açan doğayı ve renklerini göremedi.. Tuttuğunu koparan, mücadeleci kişiliği ona, duygularını dile getirebilmek için ses, bir anlamda da görmek için göz kazandırmıştır.

Görmeden bu kadar mükemmel eserler ortaya çıkaran bır dehanın eserleri karşısında büyülenmemek elde değil. Eşref Armağan'ın biyografisi çok acıklı;
Bundan 52 yıl önce İstanbul'da, Fatih'in çok mütevazı mahallelerinden birinde, dünyaya gelir. Eşref, ne çocukken ne de yetişkin çağda hiçbir öğrenim görmez.. Kendi kendine yazmayı öğrenir. Eşref, bütün gün babasının dükkanında baca boruları keserek babasına yardım eder, boş zamanını da resim çizerek geçirir.. 6 yaşındayken kalem ile kağıt üzerine çizmeyi, 18 yaşında ise önce parmakları ile kağıt üzerine, sonra da kartona yağlı boya ile resim yapmaya başlar.. Yağlı boyadan akrilik boyaya ve tuale geçer..Elleri artık onun gözleri olur..Görmemesine rağmen çizdiklerinin bu denli gerçeği yansıtması, resim yapmanın onda bir tutkuya dönüşmesini sağlar..
Bütün dahilerde olduğu gibi Eşref'teki bu zeka da olağanüstü birşey..

1994 senesinde senesinde Joan Eröncel isimli 30 sene evvel Türkiye'de evlenmiş Amerikalı bir hanım ile tanışır.. Joan, onun eserlerinin mükemmelliğine hayran olur ve ona yardım etmeye karar verir.. Hatta onun adına bir internet sitesi açar..Şu an yenilenmiş bir sitesi daha bulunmaktadır..
KAYNAK: http://www.esrefarmagan.com/index-tr.html
29 Nisan 2009 Çarşamba
Bebekle Seyahat/ Kayseri

23 Nisan Resmi Tatil ya..24 Nisan da arada kaynatılabilir gayet, hele de koca iş sebebiyle Kayseri'ye gidecekse ve anne de akraba ziyareti bahanesiyle aynı şehirde olacaksa hızla karar alınır..
23 Nisan Çarşamba sabah 9 da otobüse binilir..Rüzgar, anneanne, anne..Süper bir takım..Kendime güvenim sonsuz, hele de oğluma herşeyden çok güveniyorum..Hazırlıklar tamam..Hazırlık listesi şudur:
1. Daha önce hiç görmediği hışırtılı bolca oyuncakımsı alınır..Oyuncakımsı gerçekten oyuncak olmayan ama Rüzgarın en şatafatlı oyuncaklardan bile daha çok ilgisini çeken ıvır zıvır..Bu oyuncaklar yolculuk boyunca teker teker sunulur..Her biriyle 5 dakika ilgilense eder 50 dakika, başa sar bir 50 dakika falan diye güzel hayaller kurulur..Hostes yolculuğun 15. dakikasında "ama ses oluyor" deyince- ki bir bebek bir şeyi tüm otobüsü rahatsız edecek kadar hışırdatamaz- hostese sert sert bakılır, "bebek bu, ağlamadığı için sevinin bence, bu kadar ses çıkarması normal" tadında bir cevap verilir susturulur, aynı hostes ilerleyen dakikalarda torununu anlatır, evet dumur, torunu var!!!!
2.Beklentiler minimuma indirilir..Gezmeye değil, oğlumla vakit geçirmeye gidiyorum iç sesi sonuna kadar açılır..Rutin bozulacak fikri kabul edilir..
3. Rüzgar için bolca kıyafet alınır, orada çamaşır yıkamaktansa gardrobu taşımak göze alınır, pis önlükten nefret eden bir anne modeliyseniz kullan at kağıt önlüklerden alınır..
4. Hazır gıda vermemek konusunda obsesif kompulsif tavırlar sergileyen bir anneyseniz evden yoğurt mayalanıp götürülür..
5. Fotoğraf makinası alınır..Ve sürekli anılar yaratılır..Anı yaratma fabrikası ne güzel bir kitap adı olur diye düşünülür..(Bunu şimdi düşündüm)
6. Küçük bıcırlar varsa ziyeret listenizde bıcırık hediyeler paket yapılır..
7. Babasız bir 2 gün için önceden acı çekmektense son 2 günün baba ile geçeceği fikri üstünde durulur, en azından durulmaya çalışılır..
8. Çalışan anneanne torunu ile 4 ardışık gün geçireceği için mutluluk delisi olur, çalışan anne anneanne bizimle diye rahatlar..
9. Canım çocuk hayatın her halini görsün, otobüsü de mesela (!), hem yazın daha sık seyahat ederiz kesin, şimdiden alışsın fikri ritmik ve sık bir şekilde zihinden geçirilir..
10. Yolda Rüzgar'ın ne yiyeceği planlanır ve öyle bir yol çantası hazırlanır..Her ihtimale karşı atıştırmalıklar da olur..
11. Yolda müzik dinlemek kitap okumak fikri akla bile getirilmez..
12. Yola çıkma saatin en az bir buçuk saati sabah uykusu ile geçecek şekilde kararlaştırılır..
13. Yola çıkılır..
Sonuç: İlk 1 saat "vay, nerdeyim, neler oluyor" heyecanıyla sağa sola baktı Rü
zgar..Sonra 1 saat uyudu..Derken oyuncaklar falan..Son 1 saat çok sıkıldı -yol toplam 5 saat- hostes ve arzu eden her yolcunun kucağında yolculuğu olaysız tamamladı..
4 günün ilk 2 günü baba yoktu..Rüzgarın kavuşma anlarındaki heyecanından ve akabinde teklif ettiğimiz herşeyi delice yemesinden çok özlediği belliydi..Ya ben??? Ne kadar alışmışım yahu..Ve ne kadar herşeyi paylaşmış babası benimle..Belim ağrıyor tut, ben gerildim sen yedir, benim işim var sen uyut, ben uykusuzum sen kalk, benim 18 bin 500 adet makale okumam gerek sen büyüt!!!Abarttım mı? Kısmen ama genel hatlarıyla bizde durum budur!!!Böyle bir paylaşımdan anneannenin eşliğinde 2 güne geçiş..Erkek kuvvetinden mahrum kalış...Anneanne hem benden hem Rüzgar dan nasiplendi..Mutluluktan da, öfkeden de, yememe hallerinden de, uyku saatleri değişince huzursuzluğundan da, en güzel restaurantlarda bir türlü yenemeyen şahane yemeklerden de, baba gelince çekilen derin ohhh dan da, sonrasındaki harika Erciyes havasından da, muhteşem bağ gezisi ve bitmeyen ve bitmedikçe yenen yağlamadan da..Çok başarılıydı annem ve çok sevgi dolu...Her deli anımda yanımdaydı...
Dönüş ise fena idi..Ama bu sefer baba bizimleydi..Otobüs çok kalabalıktı ve çok sıcaktı, üstelik de herkesin önünde kulaklık girişi olmasına rağmen tek bir kulaklık bile yoktu, son ses "Çok Güzel Hareketler Bunlar" izlendi, bazı anlarda 50 kişi birden kahkaha attı,biz ise gülecek hiçbirşey bulamıyoruz bu programda ve gene bulamadık..Uyumak için elinden geleni yapan bebeğim bir türlü dalamadı, dalamadıkça huzursuzlandı, huzursuzlandıkça ağlamaklı oldu..Gene de ama gene de şu otobüste ciyak ciyak ağlayan bebelerden olmadı..
Son söz: Gezmek güzel, çocukla gezmek kendi hayatından vazgeçmemek adına güzel..Ama bence "acıktım, üşüdüm, uykum var, istiyorum, istemiyorum" diyebileceği zamanlarda gezmek en güzel!!!
23 Nisan 2009 Perşembe
23 Nisan

İçimden "Atam İzindeyiz!!!" demek geliyor..Hem de bağıra bağıra..Gurur dolu olmalı çocuklarımız, bayram onların bayramı..Gurur dolu olmaları gerektiği bilinciyle yetiştirmeliyiz onları..
Çocuklarımızın geleceği umut olsun, şarkı olsun, şiir olsun..En azından bugün oyun tadında olsun..
Hepimizin bayramı kutlu olsun!!!
19 Nisan 2009 Pazar
Rüzgar 9 aylık..

Kocaman bir 9 ay..
En sakininden doğumgünü için geriye kaldı 3 ay..1 yaş yahu, ben her yıl bitti mi "ey zaman, en tatlı rakibimsin.." derim...Bu sene rekabete son verdim, tadını çıkartıyorum her anın..
Bir gururlanıyorum ki çocuğun var mı diye sorduklarında, "evet 9 aylık bir oğlum var" derken..Eskiler oğlum doktor çıktı derken galiba tam olarak böyle hissederlermiş..
Haaa, bir deee, benim oğlum "tembel" çıktı...
Diş çıkarmadı, emeklemiyor, deliksiz uyumayı bilmiyor :))
Ama büyüdü, artık bir odası var!!!Bizimkinin tam karşısında...
Kendi kendine beslenme işaretleri veriyor, kendi kaşığıyla yemeyi delice reddettiği birşeyi benim çatalımı onun da tutmasına izin verirsem löpür löpür götürüyor, ama önce şöyle dikkatlice bir bakıyor yediği şeye..Önlükten kesin olarak nefret ediyor..Ben de saldım..Herşeyini kirletsin, heryeri kirletsin..Hemen temizliyorum arkasından ama yemek zamanlarında özgür bırakıyorum..Ve de büyük devrim, eğer kızartma ve ağır hamurişi falan yoksa, ki bizde seyrek olur zaten, bizim yemeklerimizden yiyor...Yemekler artık tuzsuz ve baharatsız pişiyor..Biz tabağımızda ekliyoruz..Özen gösterdiğim şey mutlaka bakliyat, et, tavuk ve balık yemesi bir hafta içinde..Ve de hala yoğurt..Buna özen göstermeme gerek yok, kendisi zaten delisi...
Günlük rutinimize gelirsek...Sabah 7 de gün başlıyor..Kahvaltı, 9 gibi ilk uyku, 1 ya da 1 buçuk saat sürüyor, uyanınca meyve, 13.00 gibi öğlen yemeği, 2 ile 3 arasında ikinci uyku, uyanınca yoğurt..akşam 6 gibi bizimle sofrada..az ama öz yiyor bizim yemeklerden..eğleniyoruz ailecek..ama ben bu öğününün doyurucu olduğunu düşünmüyorum..baskılara ve önerilere karşı koyamayıp, acaba bu çocuk açlıktan mı gece zırt pırt uyanıyor denemesi yapıp bebelac tahıllı gece öğünlerinden edindim..uykusunda hiçbirşey değişmedi, hatta çok yedirince daha çok uyandı..bitince yenisini almayacağım..hala karşıyım kutuya giren her hazır öğüne..evde ben yaparım tahıllı gece öğünü..
Gelelim uykuya..Gündüz hiç problem yok..mışıl mışıl..akşam 20.00 gibi odasına gidiyoruz..en geç 20.30 uykuya dalmış oluyor, emerek..neden hiç ama hiç bir fikrim yok, uyku döngüsü bir şekilde böyle oturdu, yatırdıktan yarım saat sonra mutlaka uyanıyor ama hızlıca tekrar uyuyor..sonra 12 gibi uyanıyor..nadiren bir de 3 gibi..mutlaka 5.30 da uyanıp bizim yanımıza transfer oluyor..ve 7 de sabah oluyor zaten..hepsinde emiyor mu? hayır..tekrar dalması zor oluyor mu? hayır..her gece böyle mi? hayır..12 den sonra her yarım saatte bir uyandığını bilirim..bakalım..bir yerde yanlış mı yapıyorum acaba..tracy hogg bilirkişisi bu ayda çoktaaan bebeklerin akşam 19.30 gibi yatıp sabah 7 gibi kalkması gerektiğini buyurmuyor mu? biz de tutmadı ya..bir de tracy sakın yatağa almayın diyor..ohh..iyi ki alıyorum..nasıl özlemiş oluyorum..zaten 1 saat sonra kalkıp işe gidiyorum..
Bir de parka gitmeye başladık..salıncağı görünce "x" oluyor Rüzgar..bindirmek için kucağımıza alıyoruz ve kollar yukarı doğru "v", bacaklar aşağıda ters "v"..şanslıyız ki emniyetli ve küçük salınacklar var semtimizin parkında..
İşte böyle...
18 Nisan 2009 Cumartesi
İyi ki doğdun anneanne...

Annemin doğumgünü bugün, şu an itibari ile..
En güzel yaşı bu olsun istiyorum çünkü çoğaldık...Aile olmanın en güzel halini yaşar olduk..Rüzgar az daha büyüsün, birlikte pasta bahçesine gitsinler hatta kendi düş bahçelerinde el ele gezsinler istiyorum..Rüzgar annemin geldiğini duyunca delice sevinsin...İki adet anne koynu bir adetten iyidir..
Ve kendim için..Harika reçeller, keyifli cumartesiler, özlenen anne sofraları ile dolu pazarlar, 3.5 milyoncu keşfetmeler, herşeyi konuşmalar, gel bir sigara içelim demeler, kitap okumalar, surat okumalar, bazen sıkılıp neyse bu konuyu kapatalımlar, yani arkadaş olmalar, yalnız olmadığını bilmenin tadını çıkarmalar..
Annem seni çok seviyorum..
15 Nisan 2009 Çarşamba
Haydi Çoğalalım, Atamız için..

Ata'm..
Ben ilk defa korkmaya başladım..Ülkem adına, ailem adına, en çok da oğlum adına..Bugun 9 aylık oğlum ve de 9 yaşındayken sınıfında senin resmin hala dursun istiyorum, dursun diye elimden geleni yapacağıma söz veriyorum, ama ya olmazsa, ya başarırlarsa resimlerini ve heykellerini kaldırmayı diye deli gibi korkuyorum..
Sonra bu korkuyu kendime yakıştıramayıp hırslanıyorum..
Türkan Saylan hayal kurarak başladı dernek kurma calismalarına ve cocukları okutmaya, biliyorum, eminim..Şimdi de hayal kurarak hayatta kalmayı beceriyor, içimden bir his böyle diyor Ata'm..Ne hakları vardı onu hayal kırıklığına uğratmaya..
Ülkem için, oğlumu hiç biryere götürmeden bu coğrafyada yetiştirmekte inat ettiğim ülkem için kurduğum hayaller gerçek olsun diye, elimden geleni yapacağıma senden öğrendiğim herşey üzerine and içerim Ata'm..
Bu post'u okuyan herkesi Öykü'yü ve Neslihan'ı okumaya sonra da hemen bir Atatürk postu yazmaya; yani çoğalmaya davet ediyorum..
12 Nisan 2009 Pazar
Özgürlüğün Resmi

Babası İspanya`nın en ağır siyasi cezalarının verildiği bir hapishanede mahkumdu küçük kızın.. Fırsat bulduğu her hafta sonu babasını ziyaret için annesiyle birlikte hapishaneye giderdi..
Yine bir ziyarete giderken babası için çizdiği resmi yanında götürdü ancak hapishane kurallarına göre özgürlüğü çağrıştıran her türlü şeyin mahkumlara verilmesi yasaktı..
Bu sebeple kağıda çizdiği kuş resmini kabul etmemişler ve oracıkta yırtmışlardı...
Çok üzülmüştü küçük kız.. Babasına söyledi bunu, o da "üzülme kızım, yine çizersin; bu sefer çizdiklerine dikkat edersin olur mu?" dedi.
Küçük kız diğer ziyaretinde babasına yeni bir resim çizip götürdü. Bu sefer kuş yerine bir ağaç ve üzerine siyah minik benekler çizmişti.
Babası keyifle resme baktı ve sordu: "Hmmm! Ne güzel bir ağaç bu! Üzerindeki benekler ne? Portakal mı?"
Küçük kız babasına eğilerek, sessizce şöyle dedi :
"Hşşşşt! O benekler ağacın içinde saklanan kuşların gözleri...
Anneciğim teşekkürler..
4 Nisan 2009 Cumartesi
sobe..
Benim sıpamın enteresan maharetleri..
Oğlum uyumak istediğinde çok güzel e,e,e,eee der..
İlgilendiği birşey elinden düşerse bir iki almaya çalışır, baktı olmuyor hiç yormaz kendini..Ama olur ya babası ya da ben alalım elinden, basar feryadı..Ben de hiç hoşlanmam engellenmekten ama kendim vazgeçerim, tembelleşirim, kendime şımarırım o ayrı..
Aynı Tuna gibi, yoğurtsuz yemez hiçbirşey..Kime çekmiş bilmem, ben kırk yıl yemesem aklıma gelmez, babası da bana kızar, benden dolayı yemediğini iddia eder, oğlum bu konuda ikimizi de takmaz, her öğün- kahvaltı dahil- yoğurt yer, annesi de elleriyle mayalar..
Pusette ya da otururken hatta bazen uyurken bile ayak ayak üstüne atar, minicik bir ayağını öteki minicik ayağının üstüne..Benim kocaman ayağımı öteki kocaman ayağımın üstüne koymam gibi, evet evet uyurken..
Benim oğlum herşeyi sallar..Çıngırağı, havucu, topu, dişliği..Ses icat etmek ister..Babasına çekmiş..
Çapkın çapkın, yandan yandan güler..Her seferinde annesini fena tavlar..
Dayısına bayılır..Heyecanlanır..Ben işten geldiğimde bana bile yapmadığı kadar çıldırır kucağına gitmek için..Olmadı ağlar..Bir de dayısı gibi kereviz yer, bayıla bayıla..
Aklıma gelenler bunlar..
Bu da bir başka bal böcek hali oğlumun, böyle bulduk yatakta..Bu hal kimseye çekmemiş..
Nev'i şahsına munhasır Rüzgar'ım..
29 Mart 2009 Pazar
Yürüteç mi Emekleme mi..
Açık ara emekleme yaptığım tüm içsel anketlerde..Fakat Rüzgar böyle düşünmüyor..
Bizde durum şu, daha doğrusu şu idi..Rüzgar yüz üstü mutsuz, 1 dakika bile sürmüyor ki çağırıyor bizi..Sırt üstü bile daha mutlu...Koca adam oldu, oturmaktan yorulduysa eğer,mümkünse yatsın sırt üstü, yakalasın ayaklarını- ki kendilerini poğaça kıvamında tam yemeliktir-, tııırrrrhhh, dedeee, neneee(sanırım anne), ba baaaa bağırsın dursun..Ama sakın yüz üstü durmasın ve de emeklemesin..Ama ayakta dursun hatta anne ya da baba iki elinden birden tutsun, o da yürüsün tıpış tıpış..
Sonra sıkılsın ve de deli gibi merak etsin neler oluyor bu evde, nerde ne var diye..Alsın bel fıtıklı nenesi ( anne!!) kucağına, dayanamasın bu nene ve babasıııı diye bağırsın 18 saniye içinde, gelsin kıymetli koca, o devralsın nöbeti..Bu arada alakasız bir nesneye tam o esnada takıntılı bir bağlılık gösteren Rüzgar Suman sabitlemek istesin babayı oraya..Sabitlenmezse baba, "-ama benim bununla işim bitmedi kiii..", diye bir ağlamak tuttursun..Olmuyor efendim..Sabır, erkek gücü, baba şefkati, anne yüreği falan dayanmıyor bu 10 kilo 750 gram yavruyu non stop taşımaya..
Sonra kem ler küm ler başlasın, alsak mı acaba geyikleri, daha "-asla efendim, olmaz, vıdı vıdı dıdı dıdı.." dediğim neleri "hay hay" diyerek yapacağım utancı içinde kıvranan çok bilmiş anne soluğu en yakın Chicco mağazasında alsın ve de bir adet şundan edinsin..
Ben biraz tedirgin, Rüzgar çokça mutlu..
27 Mart 2009 Cuma
Montessori Sürpriz Sepeti
Kitap der ki şekil, renk, doku, ağırlık ve koku gibi farklı özelliklere sahip 50-100 nesne toplayın..Bebekler tüm duyularını kullanır..
Peki ben neler koydum sepete..
Bu Mothercare' den aldığım My Farm Animals kumaş kitabı, süper hışır hışır ediyor..Rüzgar kitaptan ziyade çıngırak muamelesi yapıyor, malum oğlum havucu da sallayıp ses gelmeyince atan türden..Sepete kumaş plus çıngırak sıfatıyla girdi..
Bunlar da hamileyken anneannesinin aldığı çıngıraklı çoraplar, doku satene yakın ve de yün..Farklı dokulara örnek, üstelik sesli..
Bu da kuzeninin Almanya'dan Rüzgar'a getirdiği "kendini birşey sanan panda"..Sert plastik, garip bir yerine dokununca garip sesler çıkartıyor..Sert ve sesli sıfatıyla sepette..Rüzgar'dan çok babası oynuyor..
Bunlar oyun halısının oyuncakları..Sesli ve farklı renklere/ dokulara sahip..Tanıdık oyuncaklar bunlar..Kaldırmaya kıyamıyorum şimdilik..
Burda bir öhöm köhöm demek istiyorum..Bunlar oğlumun babasının yani pek kıymetli kocamın, canım sevgilimin bana aldığı çiçeklerin ıvrık zıvrıkları..Çöpçü ruhumun romantik tarafı kıyamadı bunları atmaya..Bir de aklımda vardı böyle birşeyler zaten..Dikdörtgen yapıp yorgan iğnesi ve artık yünlerle diktim kenarlarını..Pembe delik delik olandan çok pis huylansa da Rüzgar, arada onu da sallıyor, evet evet, Rüzgar herşeyi sallıyor!!!Babasına çekmiş sanırım, bir müzik bir ses peşine takılıp gidiyor..Kırmızı olan yumuşak dokulu kumaş, arada dişliyor..Beyaz ve kurdele sarılı olan daha sert, arada tesadüfen kurdeleleri çözüyor, en öndeki pembe pek bir sert, ona hiç pas vermiyor..Farklı dokularda kumaş sıfatıyla sepetin ayrılmaz parçaları..
Bunlar oğlumun dişlikleri, dişlik olarak sepetteler..O kadar..
Bunlar ev yapımı oyuncaklar..Eski süt kapları(aslında steril idrar kapları, çok ucuz ve pratik)..Birinin içinde mısır ve diğerinde kuru fasulye var..Üçüncü de var, onda da mercimek var, fotoğrafları çekerken oynuyordu,almadım elinden..Farklı sesler çıkıyor hepsinden..Home made shaker..Yaratıcılığımı ve de farklı sesleri temsil ediyorlar sepette :)
Bu da renkli bir top..Yumuşacık..İnce motor gelişimi için almıştım, Rüzgar ilk birşeyleri kavramaya başladığında..Şimdi rengarenk olması en önemli neden sepette olması için..
Bunlar da yumuşak Ikea oyuncakları..Ses çıkartmıyorlar ama renkliler..
İşte amigurumi...Çok isterdim böyle bir becerimin olmasını..Doku yün gibi..rengarenk..Ve de sesli..Daha ne olsun, Rüzgar büyüsün bu da benim olsun..Teşekkürler Asu Teyzesi..
Ahşap yağ fırçası..Rüzgar bundan inanılmaz tiksiniyor!!!Ahşap ve kıllı :) Bu iki kavramı temsilen sepette..
Bu lavanta kesesi..Farklı kokuları temsilen..ŞOK markette 1.5 YTL..
Bu da ahşap marakas..Renk, ses ve doku..
Bu sepetin boş hali..Ben kuru çiçek satan bir dükkandan aldım..Pazarlıkla 7 YTL...
Bu da sepetin dolu hali...
İşte bu post böyle bir Montessori paylaşımı..Rüzgar oldukça iyi vakit geçiriyor..En az yarım saat..Malzemeler arttıkça ve değiştikçe bu süre uzayacak biliyorum..
Montessori sepeti için öneriler de doğal malzemeler de var..Ama ben henüz buna cesaret edemiyorum..Rüzgar'ın bilişsel olarak hazır olduğunu düşünmüyorum..Nedir onlar..Çam kozalağı, fazla sert, ağzını alıp canını fazla yakabilir..Avokado çekirdeği, ağzına alıp geri çıkartmayı beceremeyebilir..Deniz kabuğu, yutabilir..Kuş tüyü, yutabilir..İri çakıl taşları, canını yakabilir..Baharat kavanozu, kesin atar ve kırar..Boncuk kolye, kesin koparır, ahşap ve küçük boncukları yutar..Ama çeşitlemeler yapacağım tez zamanda..Hadi siz de yapın..
22 Mart 2009 Pazar
18 Mart 2009 Çarşamba
Çocuğa Hayır Demek- III
...Psikolog E.H. Erikson'un da belirttiği gibi, sizin ilk bilmeniz gereken şey, yeni yürümeye başlama döneminin "sınırsız bir kendini genişletme" süreci olduğudur. Emeklemeye başlayan çocuklar her yere gitmek, her şeyi serbestçe denemek, keşfetmek ve şevkli bir "Ben bunları yapabilirim" duygusuyla her şeyi elde etmek isterler. Burada ebeveynlerin dikkat etmesi gereken husus, çocuğa ne zaman müdahale etmeleri gerektiğini, ne zaman ise gerekmediğini bilmeleridir...
...Evleri, Onların Laboratuarlarıdır...
...Anne-babalar çocuklarının oyunlarına veya yaptıklarına sürekli müdahale ettiklerinde çocuğa "Sen yapamazsın, senin yardıma ihtiyacın var." mesajını verirler. Böylece çocuk da kendini çaresiz hisseder. Fakat sinirlenmiş bir şekilde yardım sinyalleri gönderen ve beklediği yardımı alamayan bir çocuk, o işi yapmayı bırakabilir. Böyle bir durum, çocuğun bir işi tamamlamadan, başka bir işe, ondan da başka bir işe geçmeyi istemesine yol açabilir...
Ki bu davranışların yetişkinlik yaşantılarında da devam edebilme ihtimalinin yüksek olduğunu düşününce tüylerim diken diken oluyor..
...Hiç yeni sürülmüş bir toprağa çim ektiğiniz oldu mu? Tohumun büyümesi için nelere ihtiyaç vardır? Elbette su ve gün ışığına. Fakat tohumun gelişip kök salması için en büyük faktör yeterli zamandır. Bir hafta sonra gidip de "Denemek için iyi bir zaman olabilir, haydi şimdi üzerinde yürüyelim." demezsiniz. Bebekliğin ve emekleme döneminin de çocuk için sürekli bir keşif zamanı olduğunu aklınızdan çıkarmamalısınız. Bu dönem başarıyla geçirilirse daha sonraki dönemlerinde size güvenmeye başlayacak ve onları hayata hazırlayan davranışlarla verdiğiniz dersleri anlamaya hazır hale geleceklerdir...
...Eğer bir bebeğin veya çocuğun ilk 18 aylık yaşamına bir bakarsak, büyük ihtimalle, onun elinden eşyaları (kibarca başka türlü) alan, kapan veya onlardan uzaklaştıran ebeveynler, ağabeyler, ablalar veya bakıcılarla karşılaşırız. Tüm fiziksel davranışlar bir araya getirildiğinde, bu insanlar “hayır, bu babanın telefonu.", "Hayır, bu, annenin tarağı.", Hayır, bu kardeşinin oyuncağı.", "Hayır, bu köpeğin yiyeceği " gibi sahibiyet bildiren mesajlarla sahiplenme duygusunu geliştirmektedirler.Oysa bu tür bir yaklaşım, mülkiyet hissini aşırı şekilde öne çıkarmaktadır: "Bu, anneye ait, bu babaya ait.." gibi ifadeleri işiten çocuk, bir zaman sonra herkesin kendisinden daha fazla bir şeylere sahip olduğunu düşünecektir. "Haydi, telefonu masaya bırakalım." veya "Tarağı çekmeceye geri koyalım” gibi ifadeler daha iyi olabilir. Bu ifadeler, sahibiyete dair vurgu da içermemektedir. Bu dönemde, nesnelerin kime olduğu değil, nerede olması gerektiğini belirtmek daha mantıklıdır...
Deeer ve bu yazı dizisini burada bitiririm...
17 Mart 2009 Salı
"Çocuğa Hayır Demek- II

Dün ki yazımın devamı..Kitaptan alıntılar ve arada benim italik yorumlarım..
…Aynı zamanda ebeveynlerin de uygun zamanlarda ifade edilmesi gereken duyguları vardır.Çocuğun bu duygusal sonuçları işitip hissetmesine izin verin. Fakat kızgınlığınızı ifade ettiğinizde onu aşağılayıcı, küçük düşürücü veya başka biriyle kıyaslayıcı ifadeler kullanmayın…
…Bebekler, yürüme dönemindeki çocuklar ve daha büyük çocukların psikolojisi üzerine yazılmış pek çok popüler kitap, toplumdaki genel eğilimi yansıtan bir bakış açısını paylaşmaktadır ve hepsinin de göz önünde bulundurduğu şey, sağlıklı davranıştan ziyade normal davranıştır…
İşte buna sonsuz katılıyorum..Etrafımda o kadar çok “şöyle anneyim, böyle babayım, neden böyle oldu bir türlü anlamadım..” diyen ebeveyn var ki..Hastanede özellikle çok dinliyorum bunu hastalarımdan..Ama burada şahane vurgulanmış..Öyle böyle olmayın..Normal olun..Bu yeter..
…Hayır dediğinizde çocuğunuza vereceğiniz iki önemli dersi de kaçırırsınız: Ebeveyn-çocuk arasındaki güvenin kurulması ve çocuğun sonuçları görüp kendini durdurma fırsatını yakalamasını…
...Çok fazla kullanılan kelimeler veya ifadeler zamanla etki gücünü kaybetmektedir. Hayır sözcüğü de bunlardan biridir...
...Henüz yardım sinyalleri göndermeyen bir çocuk için müdahale "Hayır, yanlış yapıyorsun, bak benim gösterdiğim gibi yap." mesajını verir. Ebeveynler, bir oyuncakla oynamanın en iyi yolunu gösterecek olsalar bile, çocuk bunu bir ceza verme yöntemi olarak ya da haksız bir kontrol edilme olarak algılar. Çocuğu etkilemekle ona müdahale arasında fark vardır.Bu, çocuğun hayır kelimesini işitmediği halde ebeveyin davranışlarından ve aşırı müdahalesinden dolayı bu kelimeyi hissetmesine iyi bir örnektir. ..
...Hayır kelimesinin işe yaramamasının en önemli nedeni çocuğun kötü davranışının veya şımarıklıklarının iki yönünün bulunmasından dolayıdır: İlk bölüm onun hareketleri, ikincisi, ise duygularıdır. Çocuk psikologu Dorothy Baruch şöyle der: "Çocuğun duyguları sebep, hareketleri ise sonuçtur." Eğer çocuğumuzun hareketlerini olduğu kadar anlayışımızı da değiştirmek istiyorsak bu gerçeği çok iyi anlamalıyız...
...Çok az şey sadece bir dakika içerisinde halledilebilir. Uygun bir şekilde hayır demekse zaman alan bir iştir...
...Anne-babanın kendini kontrol edebildiğini gören bebek veya çocuk da aynı davranışı öğrenecektir...
...Eğer mesele, bebeğin, ona zarar veren şeylere dokunmasını engellemekse, çocuğu oradan kaldırıp daha güvenli bir yerlere koymak en iyisidir. Ufak bir şeyi büyük bir olay haline getirmeyin! Sadece çocuğunuzun nelere yöneldiğine dikkat edin ve eğer bunun tehlikeli olduğunu düşünüyorsanız yönünü yavaşça değiştirin...
...Bir bebek için belirli bir yöne doğru ilk emekleme girişimleri, kendi kendine hareket etmeye başlamanın ilk belirtileridir. Anne-babalar, "hayır" kelimesinin manasını öğretmeden ve söylemeden önce bu davranışa ve gelişime izin vermeye kendilerini hazırlamalıdırlar...
Burada benim aklıma gelen ise çocuğun keşfetme merakını sürekli ketlemektense evi ona uygun dizayn etmek ki gelişen teknolojiyle bu gayet mümkün..Mesela prizler için emniyetler almak..Sürekli açıp içine bakacağından emin olduğun çekmeceleri boşaltmak-ki bu zaten çok uzun bir dönem değildir-..aslında hiçbir işe yaramayan ıvır zıvır kırılabilir süs eşyalarını ortadan kaldırmak..Liste uzar gider...
Bu yazı dizisi yarın biter..
16 Mart 2009 Pazartesi
"Çocuğa Hayır Demek- I"
Rüzgar henüz emeklemiyor..Onun için keşfetmek henüz dokunmak ve ağzına götürüp tadına bakmaktan ibaret..Ama tabi “Derhal beni kucağına al ve deli gibi merak ettiğim bu evin her köşesini gezdir bana, ve de sakın yorulma!!” mızırdanmalarını yok saymak mümkün değil..Her şeyi ama her şeyi çok merak ediyor, farkındayım..Bu sağlıklı geliştiğinin yani psikososyal gelişiminin yolunda olduğunun en temel işareti, çok şükür..
Ama şöyle sıkıntılar oluyor mesela..Storlu salon perdelerimizin açma kapama aparatı onu deli gibi heyecanlandırıyor ve her seferinde dokunmak ve tadına bakmak (!) istiyor..Oysa bu mümkün değil çünkü oturduğumuz kanepeden ona ulaşmak için çekmesi gerekiyor ve bu aparat esneyebilen- uzayabilen bir şey olmadığı için kafasına düşebilir..O zaman benim bile inanamadığım bir kararlılıkla “Hayır Rüzgar” diyen aristokrat dadı sesi duyuyorum salonda, bir an sonra bu dadı ben miyim diye dehşete düşüyorum..Sonra da vicdan..Ne anlar ki 8 aylık bebek “Hayır” dan..Üstelik de ket vuruyorsun öğrenme merakına..Çözüm..Çok basit..O salondayken yapma bu açma kapa işini ya da hemen dikkatini başka bir yöne çek..
İşte ben bu sorularla cebelleşirken üye olduğum Montessori Eğitimi mail grubunda güzel bir kitap paylaşımı oldu bu sabah..Kitabın adı “Çocuğa Hayır Demek Çözüm Değil”, yazarı Mark Brenner..
Buyrun naçizane alıntılarıma..
Yazar Mark Brenner’ in evli ve üç yaşında bir çocuğun babası olması kitabın gerçekçi olacağı gibi bir önyargı ile okumaya başlamamı sağladı. Bir diğer pozitif önyargı kaynağı da benim çocuk gelişimi hakkında ilk bilgilerimi topladığım “özel çocuklar” otistikler ve hiperaktiflerle çalışmış olması..
…Kralın bütün atları ve adamları biraraya gelseler kırılmış yumurtaları bir daha birlestiremezler…
…Bugünün ebeveynleri, çocuklarının gelişim süresinde onlara ne zaman ve nasıl hayır diyebilecekleri konusunda daha sinirli ve kafaları karışmış durumdadır. Anne-babalar, artık müşfik bir ebeveyn olmanın her zaman yeterli olmadığını kabullenmekteler. Bu kitap "hayır" demek konusunda size alternatif çözümler sunuyor ve yürüme dönemindeki bebeğinizin ve çocuğunuzun kendini kontrol edebilmesi için sınırların ne olduğunu belirtiyor sizlere…
…Çoğu anne baba "Çocuğumun davranışlarında olumlu bir değişiklik meydana getirmek için yapabileceğim şey nedir?" diye soruyorlar. Ben de onlara, çocuklara yargılanma korkusu olmaksızın duygularını ifade etme serbestliği verilirse bunun aşılacağını söylüyorum…
…Çocuğun duygularına hayır demek, çocuğunuzun kötü davranışlarına hayır demekten çok farklıdır. Aşının vücuda bağışıklık kazandırması gibi duyguların ifade edilmesi de insan ruhunu arındırır. Ebeveynlerin çoğunun, çocuklarının tüm duygularını ifade etmelerine izin verirlerse, davranışlarının da otomatik olarak uygunsuz ve saldırgan olmaya başlayacağına inanmakta olduklarını gözlemledim. Aslında doğru olan bunun tam tersidir. Eğer çocuklar bunları dışa vurmaz ve ifade etmezlerse davranışlarında bunları göstereceklerdir. Duyguları; bir çocuğun gelişiminin merkezidir…
Evet burada araya giriyorum..Nedense genellikle çocukların duyguları yok gibi davranılır, onların önünde her şey konuşulur, sanki onlar duymaz ve etkilenmez..Onların önünde suratlar asılır..Sanki onlar görmez ve üzülmez..Onlar “istemiyorum” deyince ciddiye alınmaz..Sanki onlar bir şeyi istememe hakkına ve olgunluğuna sahip değillermiş gibi..Onların heyecanı çoğu zaman yarım bıraktırılır, yetişmek gereken bir şey vardır mutlaka, sanki onların heyecanlandığı şey önemsiz ve saçma gibi..Oysa bu dünyaya geldiklerinden beri nefes aldıkları ve duyularını kullandıkları her an uzun ve zorlu bir keşfin mücadelesidir onlar için..
Devamı yarın, okunabilir kılmak için..
