16 Mayıs 2010 Pazar

Bir haller & tişim deldi & olan biten

Sabah sabah uyandım, saat an itibariyle 07:57, haftaiçi uyumak için bugünü beklerken, hazır Rüzgar da uyandıktan sonra kendi kendine oyalanabileceği zamanlardayken, ben uyandım, evde herkes ve herşey uyuyor..Gözümü açtım ve krep yapayım oğluma dedim, fırladım, şimdi bekliyorum uyansın bebeklerim..

Ben biliyorum bir haller var üzerimde, sol gözüm seyiriyor sürekli, elim yazıya gitmiyor ama iç sesim bıdır bıdır susmuyor, içimin bir yeri acıyor..sebep; oğlumu özlüyorum ben, hem de delice..İstanbul' a taşınmak mesai saatlerimde hiçbirşeyi değiştirmedi, 17:30 evdeyim en geç hala, ama ne değişti bilmiyorum, çok özlüyorum..Belki artık birlikte yapabilecek o kadar şeyimiz var ki, ama yapacak zamanımız yok..Hala en geç 21.30 da uyuyor Rüzgar, yani 4 ssatimiz var, bunun 2 saatinde parktan içeri gelmek istemiyor, 2 saat, seyrediyorum oğlumu bol bol, kendimi kaybediyorum desem yeridir..



Haziran başında beze veda etme denemesi yapacağız, isterse, külot almıştım bir sürü, bayıldı hepsine, zaten 14 aylıktan bu yana icraatı sonlanınca haber veriyor Rüzgar, arada oyuna dalıp söylemese de genelde rahatsız oluyor..

Şimdi soruyorum:
-oğlum külot giyince ne yapacaksın
-tülot diy, tulalete ditti.
-çişin gelince ne diyeceksin bana?
-tişim deldiiii
-kakan gelince peki?
-tatam deldiii

Bu diyalog onu çok eğlendiriyor, içeriğin ne kadarının farkında bilmiyorum ama hala bizimle tuvalete geliyor, oturağına oturuyor, şortun üzerinden pipisini siliyor,sifonu çekip by bye yapıyor, çok eğleniyor..

Yöntem olarak bezi direk çıkaracağım, anlatıyorum şimdiden, bezi çıkartacağız, hava sıcak olacak, o zaman gibi..Çok şükür ki sıcak ve soğuk hava arasında farkla ilgili enteresan bir hassasiyeti var Rüzgar' ın, üşüyünce pencereyi gösterip "oğut, tapat" der. "Oğut" soğuk demek, "s" leri söyleyemiyor :)Sıcakta eminim soyunacak kendiliğinden, o derece sıcak değil henüz..Bezi direk çıkaracağım çünkü oturağa kıyafetiyle oturmak istiyor, soyunmayı reddediyor, genel bir çıplaklıkta daha rahat edeceğimizi düşünüyorum..Sadece düşünüyorum, Rüzgar karar verecek..



İş iyi gidiyor, engelli çocukların ailelerine aile danışmanlığı yapıyorum..Offf diyorum...Meslekte 10 yıla yaklaşmışken kim bana profesyonel ol diyebilir ki..Bu kadar laf yeter değil mi..Ama boynumun borcu yazacağım..Bir sonraki yazım okul öncesi dönemde otizm belirtileri olsun mu, olsun, erken tanı o kadar önemli ki..

Yakında annelerin dünyasında da yazmaya başlıyorum, heyecanlıyım..Bu haftasonu bu bölge için oyun grubu duyurularıma başlıyorum, onun için de heyecanlıyım..



Şimdi bir şarkı başladı radyoda..Sana inandım koştum geldim, dünde ne vardı unuttum geldim, dünya yansın koy verdim, bana biraz renk ver, diyor kadın..

5 Mayıs 2010 Çarşamba

döndüm


Çok oldu yazmayalı,okumayalı, ama döndüm sonunda..

İstanbul' dayız, iş güç aldı başını gitti..İyi niyetlerle kurulmuş, özel bir yer İlk Evin..Aile danışmanlığı yapıyorum..İşimi..

Tezimi yazdım, bitirdim, 27 Mayısta uzman oluyorum..

Arkadaşlarım ikinci çocuklarını doğurmaya başladılar, ben Rüzgar' ı büyütüyorum, cumartesi Ali' yi, 2 hafta sonra da Defne' yi kucağıma alacağım, nasıl heyecanlıyım anlatamam, sanki ben doğuruyorum!!!

Yavaş yavaş nerede olduğumu anlamaya başlıyorum..

Yorgunum, bir "aşk" foroğrafı ekleyip yatmaya gidiyorum..

Bir de oyun gruplarıma isim arıyorum..

20 Nisan 2010 Salı

kelebek

Emlakçılar fena, ev taşımak daha da fena, kavuşmak güzel..

Gecenin bu vakti zaplayan kocam elinde kumanda Kral TV de şu Tuğba bilmemneyi kritize ederken uyuyakaldıysa fena(soyadını bilemedim bu saatte, hani Hülya Avşar a benzeyen ya da benzemeyen) ,sonra Ayla Dikmen şarkısı çalmaya başladıysa fena ve kanal değiştirmeye engel uykulu bir hüzün varsa daha da fena..

Rüzgar bıdır bıdır, bıcır bıcır, geveze, papağan, mutlu, hani bilse takla atacak ki bacaklarını "V" yapıp başını yere dayayıp tersten bize bakıp kahkaha atıyor, bir de "alaaa" deyişi var ki sonra kendi kahkasında boğuluyor..Bu ara deliksiz uyuyor, o da mı yorgun acaba..Ama korkuyordum ne olacak diye, geçen sabah "Deppe abla" diyerek uyandı, sayıkladı Adana daki komşumuzun kızını,bizim de kıymetlimiz Defne..Sonra uyanınca sormadı ama, sormuyor ya içine atıyor zannediyorum, 1.5 yaşındaki çocuğun kendini ifade ediş şeklini kendime benzetme çabam fena..

Evi yerleştirdik, ya da yerleştiremedik, 1.5 yaşında bir çocukla bundan emin olamamak eh işte, annem ve abim olmasa yanımda ne yapardım diye düşünmek bile çok fena, varlar işte ve iyi ki..

Oyun gruplarım için odam hazır, hayal ediyorum ki burada da devam edeceğim oyun gruplarıma, herşey hayal etmekle başlar, hayal etmekten korkmak fena..

Elimde bir not defterim olsa; kara kaplıyı açıp sözlüye kaldırıp "neden?" diye sorup gözlerinin taa içine bakmak istediğim insanlar ve durumlar var bu ara, ki ben bu soruyu terk etmiştim bir kuytuda..Bunu ille de yazmak istemek fena..

Fotoğraf eklemeye üşenmek ne fena, oysa Rüzgar ın temizlik eldivenlerimle bisiklete bindiği kareler şahane..

Koltuktan kanepeye geçip kanal değiştirememek ve bu sebepten Kral TV ile geceyi sonlandırmak fena..

Ailemin her ferdi uyurken onları düşünüp mutlu olmak ve şükretmek şahane..

Karnımda yaşayan kelebeklerin bir süredir uyanmamakta ısrar ettikleri depresif uykudan uyanışlarını izlemek şahane..Dönmüş olmak da..

Biz iyiyiz, sadece yorgunuz ve biraz da şaşkın..

9 Nisan 2010 Cuma

Hoşçakal Adana.

evimiz. evimizin balkonuna kadar sarkan limon ağaçları. arka balkonun en yakın arkadaşı şeftali ağacı.berna. tunç. betül. sevemediğim beyaz önlük. adana numune eğitim ve araştırma hastanesi.rüzgar' ın ali abisi.oyun gruplarım. handan abla. sibel abla.sedef.derin.rüzgar' ın ablası defne.gazipaşa bulvarında günde yüz kere yürümeler. ayda. kitapsan. çukurova üniversitesi.tarsus kadın sığınma evi.yasemin kokusu. ciğerci ne demek.adana devlet tiyatrosu.nesrin abla. kağıttan gemiler. tülay abla.gülizar ablam.fahruşum.sakin kalabilmek. nil. günce. durmaktan sıkılmak. yasemin. damla. perdelerim. tarsus. kübracım. portakal çiçeği kokusu. uzun yaz geceleri. istanbul' u özlemek.

günler geçer, ben çoğalırım, umarım, umalım..

29 Mart 2010 Pazartesi

aktivite



Malzemeler:
*Ağzı kapaklı bir plastik kavanoz( Steril idrar kaplarından kullandım)
*O kapağı düzgünce kesebilmek için maket bıçağı ve becerikli eller ( Kocamın ellerini kullandım)
*Boy boy ve renk renk düğmeler ( Mahalle arasında bir tuhafiyeciden aldım)

Uygulama
Ev sakin, Rüzgar sakin..Sakince bir kasede bekleyen düğmeleri kavanoz kapağına açtığınız yassı kesik yerden atmaya başlıyorsunuz, yaptığınız her yeni aktiviteye sessizce yaklaşan çocuğunuz size yaklaşıp masadaki yerini alıyor. "Ver" diyor kibarca (!) ve başlasın aktivite..Siz susun tamam mı..Aferin yok, ne şahane yaptın yok..Arada o size dönüp heyecanla "attım" diyecektir,"düme" diyecektir..Onaylayın, evet attın.."Aferin attın" değil..

Sessizlik ortağım oldu tüm aktivitelerde, dikkat süresi öyle uzadı ki, az ve öz..

Böyle..

23 Mart 2010 Salı

lazım.

Iraz aramıza dönüp işine gücüne bakar mısın dedi bir ses..

Bir ev var toplanması gereken..2 kişilikken 3 kişilik olan..Bir valizle gelinen şehri bir evle terk etmek zamanı..

Rüzgar, esnafla vedalaşmasını organize etmek lazım :)

Oyun gruplarım, bu cumartesi veda partimizde çok eğlenmek lazım..

Sağlık Bakanlığı, neden bu vedanın beni hiç üzmediğini iyi tespit etmek lazım..

Kocam, uyuması lazım..

Ben, beynimi durdurup bedenimi harekete geçirmem lazım.

Tuttuğum nefesimi bırakmam lazım.

Hayalimi gerçekleştirecek cesareti bana veren şey her ne ise ona bin teşekkür etmem lazım.

Cesaretin özü annem ve kocam, bunu da belirtmem lazım.

12 Mart 2010 Cuma

Taşınmak

Iraz:
-İstanbul...

İstanbul:
-Az kaldı

Iraz:
-Evet, bir ay sonra sendeyim, bir daha hiç ayrılmayalım olur mu..

8 Mart 2010 Pazartesi

Oğlum & 8 Mart

Rüzgar 20 aylık.Benimle bulaşık makinasını boşaltıyor, ben çamaşır asarken o mandalları veriyor, ben süpürürken o toz alıyor, beraber sebze doğrayıp çorba yapıyoruz, benimle birlikte sofra kuruyor, marketten çıkınca bir torba da o taşıyor. Duygularını belli etmekte hızla ustalaşıyor. Üzülünce baş edemezse durumla, ağlıyor.Bizim evde kimse "erkek adam" la başlayan cümleler kurmuyor..

Rüzgar 20 yaşına geldiğinde bu cümleleri hala kurabiliyor olmak istiyorum.

Not:
8 Mart Dünya Kadınlar Günü Kutlama Programı Çerçevesinde, Yarın 13.30' da Adana Rotary Kulübü Toplum Merkezi' nde (ARTEM) , 12 Mart Cuma 13.30' da Yüreğir Toplum Merkezinde yapılacak panellerde konuşmacıyım ve 2 güncel araştırmanın sonuçlarını paylaşacağım "Kadına Yönelik Şiddet" ile ilgili..

Edit:
Bu da geçen seneden:
http://ruzgarestiustume.blogspot.com/2009/02/8-mart-kadn-sgnma-evleri.html



2 Mart 2010 Salı

Ben küçükken, Rüzgar büyürken..


Ben küçükken Bülent Ortaçgil dinlerdim, Rüzgar da dinliyor..

Ben küçükken bahçede çamurdan yemek yapar bebeklerime yedirirdim, Rüzgar bazen çamurda zıplıyor..

Ben küçükken bebeklerimin (!) üstünü örteceğim diye üstüm açık uyurdum, Rüzgar da üstü açık uyuyor..

Ben küçükken Türkçe kitabımızda aydaki tavşan (?) gibi bir öykü vardı, ayda tavşanı bir tek benim göremediğimi zanneder aydedeye küserdim, Rüzgar aydedeyi çok seviyor..

Ben küçükken kumlu elma sevmezdim, Rüzgar da sevmiyor..

Ben küçükken sessiz sakin dururdum, Rüzgar durmuyor..

Ben küçükken telefonla konuşmak sıradan birşey değildi, Rüzgar sıradan birşey zannediyor..

Ben küçükken Eti Cin yerdim, Rüzgar da yiyor..

Ben küçükken bahçeden domates toplardım, Rüzgar markette poşete koyuyor..

Ben küçükken kitap okurdum, Rüzgar da okuyor..

Ben küçükken kedim Mişa 4 yavru doğurmuştu, Rüzgar' ın kedisi yok..

Ben küçükken tavuklarımız yumurtlardı, Rüzgar buzdolabından çıkan yumurtalarla büyüyor..

Ben küçükken arkadaşlarımı çok severdim, Rüzgar da seviyor..

Ben küçükken evin tozunu alırdım, Rüzgar da alıyor..

Ben küçükken hiçbirşey için dertlenmezdim, Rüzgar da dertlenmiyor..

Edit: Tibet' in annesi tam "sobe" lik dedi, olur!!!Tibet' in annesi, Yapıncak, Alya& Maya ( Esra) ve Meripoint..Elim sizde..



19 Şubat 2010 Cuma

Öyle yani.

Hayal kurmayı unutmadığım için mutluyum..Ucu kaçık hayaller kuruyorum bu ara, utanmasam pembe panjurlu..Hani Rüzgar bu kadar küçük olmasa roman yazayım ben bile derim, öyle çok anlatacak şeyim var sanki, söylenecek şarkılar, ve de meşk..

Rüzgar büyürken hallerinden bahsetmeli ve de bolca..

Sarılınca oğluma, kocaman geliyor bana, garip ruh halleri sardı beni, pijamasını çıkartmıyorum mesela bir süre, öyle gezsin izleyeyim istiyorum, poposundaki beze bile hayran hayran bakıyorum..Öyle anlıyor ki hayranlığımı, gelip yüzünü yüzüme sürüyor, mis..Çıt çıkarmadan izliyorum oğlumu, ben aşık, itiraf edeyim mi, oğlum birine aşık olunca kıskanacağım biliyorum..

Şarkı istiyor benden uyurken, anne tatiii diyor..Başlıyorum söylemeye, anne tati diyor "O" şarkı değilse, denedim, defalarca, "O" nu söyleyene kadar "tati, tatii" diye tekrarlıyor, onu söyleyince kapatıyor gözlerini.."O" mu..Mazi kalbimde bir yaradır, bahtım saçlarımdan karadır...İlginç değil mi..

Öyle papağan ki, hiç susmuyor, cümle değil, kelimeler, herşeyi ama herşeyi tekrar ediyor, isimlendiriyor, sorduğum herşeye cevap veriyor..Kızıyor ben anlamazsam ne dediğini, ağlamaklı oluyor, "ağlamadan anlat, anlamıyorum" deyince susup yeniden anlatmaya başlıyor, ne zor işi..Ve ne güzel beni söylediğimi yapmaya gayret edecek kadar sayması..

Herkesi seviyor ama en çok aydedeyi..Öyle seviniyor ki onu görünce, olmadı kitaptaki muz, şekil kovasının yarım ay şeklindeki parçası, çeyrek elma, aydede yaratıveriyor kendine, sonra da "Aydede beebaaa" diye bağırıyor, aydede merhaba yani..

Bunları hatırlamak istiyorum bu zamanlara ait, olur mu, olur..

Ha bir de ben bir hayal kuruyorum bu ara, ve kurduğum hayale güveniyorum..Nasıl yani, öyle yani..

14 Şubat 2010 Pazar

Dinliyoruz.



Banu Kanıbelli eşittir oyun gruplarım, başka birşey söylemeye gerek yok, Rüzgar' ın doğumgününde hayatımıza girdi Başka Dünya Yok ve Kar' A, o gün bugundür de pek bir eğleniyoruz birlikte!!!Ve de net olarak bana Derin' i hatırlatıyor her seferinde, dördüncü solucan aydede!!!



Yıldız İbrahimova yaklaşık 15- 16 yaşlarındayken girdi hayatıma, o zamanlar pop starlar ve popüler kültür bu kadar sarmamıştı her yanı, var olana karşı da benim net bir karşı duruşum vardı, şimdi olamadığım kadar net hem de!!!İşte o zaman dinlemeye başlamıştım İbrahimova' yı, hele de ah bir ateş ver..Rüzgar da sevsin Yıldız İbrahimova' yı istedim. Çok sevdi çok!!!



Sen ben değirmenlere karşı, bile bile birer yitik savaşçı..Iraz için..
Bulutu çizip, çöllere koyup, yağmur yağdırsak..Rüzgar için..




12 Şubat 2010 Cuma

DUYURUYORUM: ADANA' DA MONTESSORİ SEMİNERİ

Ruhu olan duyuru şu:

Yıllar önce özel çocukların rehabilitasyonunda çalışırken tanıştım Montessori ile, materyallerle önce sonra da metodla..

1 yıl 7 önce oğlum doğunca ancak içselleştirebildim Montessori Metodunu, başladım delice okumaya..

3 ay kadar önce oyun grupları hayalim gerçek olunca biraz da uygulayıcı oldum kendimce..

Daha da öğreneyim istedim, bu duyurumdaki Montessori seminerine içim gitti..

Aradım Hilal Hanım' ı, gelirim tabiki dedi..



Sırada olması gereken duyuru:

ADANA' DA MONTESSORİ SEMİNERİ

Montessori Eğitimi; çocuğun süreci yaşamasına izin verir ve ben kendim yapabilirim duygusunu hissettirir. Tüm dünyada 100 yılı aşkın bir süredir uygulanan ve her geçen gün saygınlığı artan Montessori yöntemini daha yakından tanımak, kendi çocuğunuzla evde yapabileceğiniz uygulama örneklerini görmek ve başka anne-babaların deneyimlerini paylaşmak için “Evde Montessori Sistemi” adlı atölye çalışmamıza hepiniz davetlisiniz.

Hilal Mutlusoy Öktem, Psikolojik Danışman, Montessori Eğitimcisi

Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Rehberlik Psikolojik Danısmanlık bölümünden 1998 yılında mezun olduktan sonra 1999 – 2003 yılları arasında TED Aliağa Koleji İlköğretim Okulu‘nda Psikolojik Danışmanlık yaptı. 2003 – 2008 yılları arasında Amerika Birlesik Devletleri’nde bulundu. Bu sırada Uluslararası Montessori Birliği’nden 3 - 6 yaş Montessori Öğretmenliği ve Okul Direktörlüğü Sertifikası aldı. 2004– 2008 yılları arasında Seattle’da bulunan Montessori Plus Preschool’da çalıştı. Halen yöneticisi olduğu Binbir Çiçek Çocuklar Evi’nde çalışmalarını sürdürmektedir. Evli ve iki çocuk annesidir.

Tarih:

27 Şubat 2010 Cumartesi

10:00- 12:00...1. Bölüm
12:00- 13:00...Ara
13:00- 15:00...2. Bölüm

Yer:

Denge Psikiyatrik ve Psikolojik Danışmanlık


Cevat Yurdakul Cad. No: 42 K. Akdoğan Medikal Plaza
(Sular yolu Zeki Çağlar Hast. Yanı) Seyhan / ADANA

Telefon:

0322 459 30 80
0322 459 30 81

Ücret:

60 YTL

5 Şubat 2010 Cuma

OSHO Çocuk

ÇOCUĞUN NİTELİKLERİ

…Dinlemek ve duymak tamamıyla farklıdır. Çocuk şöyle diyor: “Duymakla ilgili bir zorluk yaşamıyorum ama dinlemekten bıktım. Duymak zorundasın –geveze anne oradadır- ama dinlemekle ilgili sorunum var. Dikkatimi veremiyorum.” Anne ve onun gevezeliği çocuktaki kıymetli bir şeyi mahvetmiştir: Onun dikkati. O son derece sıkılmıştır…

…Masumiyet, cesaret ve saflığın her ikisidir…

…Daha iyi bir dünyada her aile çocuklardan öğrenecektir. Onlara öğretmek için çok acele ediyorsun. Öyle görünüyor ki hiç kimse onlardan öğrenmiyor ve onların ne kadar çok öğretecek şeyi var. Ve onlara öğretecek senin hiçbir şeyin yok…

…Senin masumiyet olarak gördüğün şey vahşi olmaktan başka bir şey değildir. Senin saflık olarak gördüğün şey vahşi olmaktan başka bir şey değildir. Bir şekilde medeniyetin pençelerinin dışında kaldım…



...Ve bir kez yeterince güçlü olduğumda...Ve insanlar bu yüzden, “Çocuğun mümkün olduğunca çabuk yakasına yapış, vakit kaybetme çünkü çocuğu ne kadar erken kontrol edersen o kadar kolay olur. Bir kez çocuk yeterince güçlenirse o zaman onu isteklerin doğrultusunda boyun eğdirmek zor olacaktır” diye ısrar eder...

HAMİLELİK, DOĞUM VE BEBEKLİK

…Çocuklar senin aracılığınla gelir ama sana ait değildir. Onlara sevgini verebilirsin ama onlara fikirlerini dayatmamalısın…

…Ve “İnsanların sorunu nedir? ” diye sor. Bu tek bir şeye indirgenebilir: Anne. Çünkü anne psikolojik bir rahim sunmaya yeterli değildi, anne manevi bir rahim sunmaya yeterli değildi. Psikolojik olarak nevrozluydu, manevi olarak boştu. O yüzden çocuk için manevi besin yoktu, beslenmiyordu. Çocuk dünyaya fiziksel bir varlık olarak gelir, bir ruhu olmadan, merkezi olmadan. Anne merkezde değildi; çocuk nasıl merkezde olsun? Çocuk basitçe bir devamdı, annenin varlığının bir devamı…



…Ne tür bir ruhun geleceği senin nerede olduğuna bağlıdır…

…Bir anne bir çocuğa sarıldığında enerji akar. Enerji görünmezdir; biz ona sevgi, sıcaklık dedik...



…Annesi tarafından sevilmemiş çocuk kendisini varoluşta yabancılaşmış olarak bulacaktır. Varoluşa güvenemez. Kendi annesine bile güvenemezken başka birine nasıl güvenebilsin. Güven imkânsız hale gelir. Dünya ona eviymiş gibi gelmez. Şayet anne mutluysa, çocuğu emzirmekten keyif alırsa o zaman çocuk asla çok yemez çünkü güvenir; annesinin her zaman orada olduğunu bilir. Ne zaman aç hissetse ihtiyacı giderilir, o asla çok fazla yemez…

…Çocuk en başından itibaren yiyecek ve sevgi fikrini eşleştirir. Onlar neredeyse aynı madalyonun iki yüzü haline gelir. Onun sevgi nesnesi ve fikir nesnesi aynıdır…

…Ağlamak onda derin bir ihtiyaçtır. Ağlayarak o, her gün katarsisten geçer…



…Aksi taktirde durdurulmuş bir ağlamayla engellenmişlik durdurulur. Artık o bunu üst üste yığmaya devam edecektir. Ve sen üst üste yığılmış bir ağlamasın…

..Çocuk ne zaman hasta olursa ona daha çok ilgi gösterilir. Bu onda yanlış bir çağrışım yapar: Hasta olduğunda o diktatör halini alır, kendi kurallarını dayatır. Hastalıkların yüzde doksanı kendi kendine yaratılır, ilgi çekmek için, şefkat almak, önemli hissetmek için senin tarafından üretilir…




…“Yapamazsın, yapmayacaksın” bunların hepsi kirli sözcüklerdir…

KOŞULLANMA

…Onların mahremiyete, tam mahremiyete ihtiyacı vardır…Bir çocuk mahremiyete, muazzam bir şekilde, mümkün olduğunca çok, maksimum düzeyde ihtiyaç duyar, böylelikle kendi bireyselliğini müdahale edilmeden geliştirebilir…

…Anne babalar ne zaman çocuğu içine kapalı ya da tek başına görseler endişelenirler; hemen müdahil olurlar…



…Kişilik bir sargıdan başka bir şey değildir. Kişilik ( personality) güzel bir sözcükten, persona’ dan gelir; persona’ nın anlamı maskedir. Eski yunan tragedyalarında aktörler maske kullanırdı. Sona ses demektir, per içinden demektir…

…Çocuklar tek başlarına kalmaktan çok hoşlanırlar. Evet, anne babalar dikkatli, tetikte olmak zorundalar ki böylelikle çocuğa hiçbir zarar gelmesin ama bu negatif bir dikkattir; pozitif olarak müdahale etmemelidirler…

…Çocuklara soru sorabilecekleri şekilde yardım edilmeli ve anne babalar bu soruları gerçekten bilmedikleri sürece yanıtlamamalılar…



…“Söylediğim şeye inanmayın! Benim deneyimim bu ama onu size söylediğim anda o yanlış hale gelir çünkü o sizin için bir deneyim değildir. Ödünç alınmış bir bilgi engeldir”…

…Sirkte olan şey her zaman budur. Gidip görebilirsin. Aslanlar, güzel aslanlar bile kafestedir ve filler sirk yıldızının kamçısına göre hareket eder. Onlar aç bırakılmıştır ve sonra da ödüllendirilmiştir; ödül ve ceza. Tüm numara budur…



…Toplum anne baba iradesinin geniş halidir; anne baba bu toplumun ajanlarından başka bir şey değildir…

…Evet, bu basitçe hayatta kalma ihtiyacıdır. Çocuk yaşamak ister, bu yüzden uzlaşmaya başlar…

…O boyun eğdiği için ödüllendirilir; onun boyun eğmemesi cezalandırılır…

…Çocuklara saygı göster çünkü onlar kaynağa daha yakındır, sen çok uzağındasın…



…Bir anne de, bir baba da çocuklarına, “Bizden özgürleşmen gerek. Bize itaat etme, kendi zekâna güven. Yanlış yöne gitse bile bir köle olarak kalmandan ve her zaman doğru olmandan çok daha iyidir. Kendi başına hata yapıp onlardan öğrenmen, başka birini izleyip hata yapmamandan daha iyidir. Ancak o zaman takip etmek dışında bir şeyi asla öğrenemeyeceksin ve bu zehirdir, saf zehir” demek cesaret ister ve muazzam bir sevgi gerektirir…

…Normalde “hayır” denilen durumların yüzde doksan dokuzunda sadece otorite göstermek dışında bir neden yoktur…

…O tıpkı dünyanın kendi ekseninde yirmi dört saatte bir dönüş yapması gibi yedi yıllık hareketler yapar…İlk yedi yıl çok önemlidir çünkü hayatın temelleri burada yatar…Eğer bir çocuk yedi yaşına kadar masum, başkalarının fikri ile kirletilmeden bırakılabilirse, o zaman onun potansiyelinin gelişmesinden onu alıkoymak imkansız hale gelir…



…Yedi yaşından on dört yaşına kadar olan bir sonraki yedi yıllık döngü, hayata yeni bir katkıdır: Çocuğun cinsel enerjilerinin ilk kıpırdayışıdır; ancak bunlar sadece bir tür provadır…İkinci yedi yıl, hayattaki ikinci döngü, bir prova olarak önemlidir. Onlar buluşacak, karışacak, oynayacak, alışacaklar. Ve bu insanlığın neredeyse sapıklıklarının yüzde doksanından kurtulmasına yardım edecektir…

ANA BABALAR İÇİN TAVSİYE

…Mutsuzluk çok bulaşıcıdır, o bir hastalık gibidir. Eğer sen mutsuzsan seninle bağlantısı olan, ilişkisi olan, özellikle de çocuklar çok mutsuz olurlar. Ve çocuklar çok duyarlı, çok kırılgandır…



…Gerçekçi ol. Bir kurgu yaratma. Bir kurgunun içinde yaşıyor olmalısın. Asla bir “-meli” ile yaşama. Olanla yaşa; var olan her şey budur. Olan her şey, olandır…

…Sen bir anne olmayı seviyorsun ve çocuğa minnet duymalısın…

…Geçmiş zamanlarda çocuklar anne babalarından korkardı. Artık anne babalar çocuklarından korkuyor ama korku hala ortada. Tekerlek hareket etmiştir ama o aynı korkudur ve bir ilişki yalnızca korku yoksa var olabilir. Sevgi sadece korku olmadığında mümkündür…



…Şimdi sadece doğal ve mutlu ol! Çocukla dans et, çocuğu sev, çocuğa sarıl…

…Bazen öfkelenmek iyidir. Çocuk anne ya da babasının bir insan olduğunu öğrenmek zorundadır. Ve o da kızabilir. Ve eğer sen kızarsan çocuk da kızmakta özgür hissedecektir. Eğer sen asla kızmazsan çocuk suçlu hisseder. Her zaman bu kadar tatlı olan bir anneye nasıl kızmalıdır?...

…Sadece tatlı olma; ruh halin değiştikçe bazen acı, bazen tatlı ol. Ve bırak çocuk annesinin kendine ait ruh halleri ve değişik iklimleri olduğundan haberdar olsun; o da kendisi gibi bir insan…



…Bir çocuk yumuşaklığa ve sertliğe, yin ve yang’ a her zaman hazırlıklı olmak zorundadır. Durum ne olursa olsun, karşılık verebilmelidir…

…Tüm çocuklar ölümle ilgilidir; bu doğal meraklardan bir tanesidir. Ölümle ilgili soruları cevaplama; sadece bilmediğini, öleceğimizi ve göreceğimizi söyle. Ve bunun cevabını bilmediğin her şey için sessiz bir kabul olmasına izin ver…

…Şayet, bazen çocuğunda hoşuna gitmeyen bir şeyler bulursan kendi içine bak, onu orada bulacaksın; o çocuğa yansıtılır…



…Anne babalar çocukları hakkında şikayet ederken ne yaptıklarının farkında değildirler çünkü benim gözlemime göre çocukta yanlış bir şey varsa bu anne babadan geliyor olmalıdır. O yüzden çocuğun ne olmasını istiyorsan, ol. Dingin ol, şefkatli ol, sevgi dolu ol, neşeli ol…

…Sevgini ver ama hükmedilme. Çünkü çocukların algısı çok gelişkindir..

...Göründüğü kadarıyla onun hakkında aşırı endişelisin. Bazen bu bile onun zihninde gerginlik yaratabilir. Ona her şekilde özen göster ama endişelenmek özen göstermek değildir.Endişe çok tahrip edicidir...



...Hiçbir ilgi kötü değildir ama aşırı ilgi kötüdür...

...Anne aşırı güçlüdür ve onlar yumuşaktır ya da anne onların güçlü olmasına izin vermez. O zaman onlar tüm hayatları boyunca annelerin etrafında dolanırlar. Onlar yaşlansa bile, anne ölmüş ve gitmiş olsa bile hala önlüğünün iplerine tutunurlar; derinde onlar hala anneye bağımlıdır. Bu patolojik bir hal alır. O zaman adam karısına annesiymiş gibi bakmaya başlayabilir. O bir anne olmadan yaşayamaz. O kendisine annelik yapacak birisine ihtiyaç duyar...

...Eğer içerde bir şeylerin kaynadığını hissediyorsan ve bağırmıyorsan, çocuk olan şeyden çok rahatsız hisseder çünkü bu onun anlayacağının ötesinde bir şeydir. O hissedebilir...Senin bütün titreşimlerin bağırıyordur ve sen ise bağırmıyorsun ve hatta sen gülümsüyorsun ve kontrol ediyorsun...



...Çocukları kontrol etmenin en iyi yolu...Eğer sen birazcık kaotik hale gelirsen; onlar kontrollü hale geleceklerdir...

...Ona daha çok ve daha çok gülmeyi öğret...Onların tüm hayatı bir ibadet olacaktır çünkü kahkaha bir duadır...

...Eğer çocuk soruyorsa dürüst ol; eğer sormuyorsa gerek yok, henüz ilgilenmiyor...

GENÇLER

...Çünkü yeni kuşak daha zekidir. Zeka problem yaratır. Ve yeni kuşağın daha zeki olması doğaldır. Evrim böyle gerçekleşir...



...Çocuklar muazzam bir iş başarabilir ve onlarda bunu yapacak cesaret var. Belki anne babalar bunu yapmayabilir; onlar aşırı derecede koşullanmıştır...

...Kendini onlara göster ki hiçbir kopukluk olmasın. Bu onların da sana karşı samimi olmalarına yardım edecektir...

...Gençlerin bir gruba, herhangi birşeye ait olmak için güçlü bir arzusu vardır. Bu ihtiyaç neyi yansıtır? Bu tarz şeylerin gerçekleşmediğini Doğu’ da görebilirsin. Çocukların aileye ait olması gibi basit bir neden yüzünden bu tarz şeylerin olmadığını görebilirsin...

...Bana göre, bu hayal zamanını deneyimlemeleri onların hayatın daha farklı olabileceğini – mutsuz olması gerekmediğini, acı dolu olması gerekmediğini- hatırlamalarına yardım edecektir diye hissediyorum...



...Ben maddeciliğe karşı değilim ama tek başına maddecilik seni sadece ölüme götürebilir çünkü madde ölüdür. Eğer o manevi ihtiyaçlara hizmet ederse kesinlikle maddeciliğin yanındayım. Şayet maddecilik efendi değil de bir köle ise; o zaman o son derece iyidir...

...Eğer meyve zehirli hale dönüşürse ağacı mı suçlarsın yoksa meyveyi mi? Sen ağaçsın ve bu çılgın görünümlü genç insanlar senin meyvelerin...

...Mutluluk, kendinden geçmek tamamen unutulmuş bir lisandır. Toplumun mutsuzluğa olağanüstü bir yatırımı vardır...

...Toplum insanlıktan daha önemli hale gelmiştir...

...Mutluluktan kendinden geçmek her çocukta doğuştan vardır...

...Toplum hastadır ve o mutluluktan kendinden geçen insanlara izin veremez...



...Mutluluktan kendinden geçmek kafaya ait değildir. Mutluluktan kendinden geçmek kalbe aittir. Ne zaman bir şeyin içinde bütün olarak varsan kendinden geçersin. Mutluluktan kendinden geçmek kalbe aittir, bütüne aittir...

...Çünkü çocukluğundan itibaren sorumlu olmamak öğretilmiştir. Bağımlı olman öğretilmiştir. Sana babana karşı, annene karşı, ailene karşı, anavatanına karşı, tüm bu saçmalıklara karşı sorumlu olman öğretilmiştir. Ancak kendine karşı sorumlu olman gerektiği, hiç kimsenin senin sorumluluğunu almayacağı sana söylenmemiştir...

EĞİTİM

...Bir insan ne kadar bilgiliyse öğrenme kapasitesi o kadar düşüktür. Bu yüzden çocuklar yetişkinlerden daha çok öğrenme kapasitesine sahiptir...

...Benim eğitim vizyonum hayatın ayakta kalmak için bir mücadele olarak görülmemesidir; hayat bir kutlama olarak görülmelidir...

...Ve dünyada mevcut olan herşey – eğitim, seni bunlarla uyumlu olmaya hazırlamalı- ağaçlarla, kuşlarla, gökyüzüyle, Güneş’ le ve Ay’ la. Eğitim seni kendin olmaya hazırlamalı. Şu an o seni bir taklitçi olmaya hazırlıyor; o sana nasıl başkaları gibi olunacağını öğretiyor...




...”Eğitim sözcüğünün iki anlamı vardır, ikisi de güzeldir. Ne kadar uygulanmasa da bir anlamı gayet iyi bilinir. O da şudur: Senden birşey çıkartmak. “Eğitim” şu anlama gelir: Tıpkı bir kuyudan su çekmek gibi senin içinde olanı dışına çıkarmak, potansiyelini gerçekleştirmek...

...Ve sözcüğün diğer bir anlamı çok daha derindedir: “Eğitim” ( education) sözcüğü educare’ den gelir. Bu seni karanlıktan aydınlığa götürmek demektir. Muazzam öneme sahip bir anlam: Seni karanlıktan aydınlığa çıkarmak...

...Ve bu bedel çok büyüktür: Rahatlık edinirsin ama ruhunu kaybedersin...

...Eğitim şimdiye kadar zekanın eğitimi değil, hafızanın, anımsamanın eğitimi olmuştur. Hafıza zihindeki mekanik bir şeydir. Zeka bilinçtir. Zeka ruhunun bir parçasıdır, hafıza beynin bir parçasıdır. Hafıza bedene aittir. Zeka sana aittir...



...Devletin, düzenin ve toplumun kurumlarının hepsinin gelişimi engellediğini unutma. Onlar niçin gelişimi engelliyor? Çünkü her gelişme meydan okuma getirir ve onlar yerleşmiştir. Düzenin bozulmasını kim ister? İktidarda olanlar yeni hiçbirşeyin olmasını istemezler çünkü bu güç dengesini değiştirecektir...

...Eğitimin parçası olarak hiçbir türden sınav değil, her gün her saat öğretmenler tarafından gözlem olmalıdır. Hiç kimse kalmaz, hiç kimse geçmez: Sadece bazı insanlar daha hızlıdır ve bazı insanlar birazcık tembeldir...

...Kişi kendisidir, kıyaslanamaz. Bu nedenle sınavların bir yeri olmayacaktır...

...Ve herkes doğuştan bir şeydir. Onu ıskalayabilirsin, onu belki de bilmeyebilirsin...

...Tıpkı bir bahçıvanın ağaca yardım etmesi gibi...Ağacı daha hızlı büyüsün diye çekemezsin; bu şekilde hiçbir şey yapamazsın, pozitif olarak hiçbir şey yapılamaz. Tohumu ek, sula, gübre koy ve bekle! Ağaç kendiliğinden olur. Ağaç olurken kimsenin onu incitmemesini ve ona zarar vermemesini sağla. Öğretmenin işlevi budur: Öğretmen bir bahçıvan olmalıdır...



ANNE BABAYLA BARIŞMAK

...Öfkenin içinde sen başka birisinin hatası için kendini cezalandırırsın...

...Onlara nasıl bir anne ya da nasıl bir baba olunacağının öğretilmesi yerine onlara nasıl bir Hristiyan olunacağı, nasıl bir Marksist olunacağı, nasıl bir terzi olunacağı, nasıl bir tesisatçı olunacağı, nasıl bir felsefeci olunacağı öğretilmişti. Tüm bu şeyler iyidir ve gereklidir fakat temel birşey eksiktir. Eğer onlar çocuk yapacaksa, o zaman onların en önemli eğitimi nasıl bir anne olunacağı, nasıl bir baba olunacağı olmalıdır...



...Artık var olmayan geçmişle mücadele etmek ve kızmakla zamanını ve enerjini heba etmektense tüm enerjini bireyliğinin büyüsü olmaya aktar...

...Aile ile ilgili sorun şudur, çocuklar çocukluktan çıkar ama anne babalar asla ebeveynlikten çıkmazlar...

MEDİTASYON

...Meditasyon bizim yitirmiş olduğumuz doğal bir haldir. Çocuğun gözlerinin içine bak ve muazzam bir sessizlik ve masumiyet göreceksin. Her çocuk bir meditasyon haliyle gelir...

...O gerçekten kaybedilemez: O yalnızca unutulabilir. Biz meditasyoncular olarak doğduk, ondan sonra zihnin yöntemlerini öğrendik...



...Elbette o mistikler içindir. Fakat herkes bir mistiktir çünkü herkes fark edilmesi gereken büyük bir gizemi içinde taşır, herkes hayata geçirilmesi gereken büyük bir potansiyeli taşır. Herkes bir gelecekle doğar...

...Ve çocuklar buna en çok muktedir olanlardır. Onlar doğal mistiklerdir. Ve onlar toplum tarafından mahvedilmeden, diğer robotlar, diğer bozulmuş insanlar tarafından mahvedilmeden önce onların biraz meditasyonla tanışmalarına yardım etmek daha iyidir...



...Onlar zekalarını yitirmeye başladıkları gün zerafetlerini kaybetmeye başlarlar. Onlar doğal ritmlerini, doğal nezaketlerini kaybetmeye başlarlar ve plastik davranışları öğrenmeye başlarlar...

...Tam on dört yaşına yaklaşıyorken meditasyona başlaman gerekir. Her yedi yıldan sonra zihin değişir. On dördüncü yılda çok büyük bir değişim olacak...

...Çocuklar meditasyona dans aracılığıyla çok kolay girebilirler çünkü dans doğal olmayan, yapay bir şey değildir; insan dansın gerekliği ile doğar...

...Onların bastırılmış enerjisi açığa çıkarılmalıdır...