21 Kasım 2009 Cumartesi

Yapraklar.

Bu aktiviteyi oyun grubumuzda da gerçekleştirdik..




Sokaktan dökülen yaprakları topladım. Hava çok yağmurlu olmasaydı bu aktiviteye birlikte yaprak toplayarak başlamak şahane olurdu. Yapraklar kuru değildi zaten ve önce iyice yıkandılar, sokaktan toplantıkları için..Mikrodalga fırında kurutuldular..

Yaprak sepetini masasının üstüne koydum ve ilgilendiği anda "Bak yaprak" dedim. Bunu sıkça tekrarladım.





Sonra ben ufalayarak Rüzgar' a model oldum ve sustum. O kendiliğinden dahil oldu, bu kısım çok önemli,kendi kararlarıyla başladıkları her aktiviteye daha uzun süre konsantre oluyorlar. En fazla "sen de yapmak ister misin?" diyorum. İlgilenmesse, kaldırıyorum..Böylece kendi seçimlerini yaşıyor..

Ve yaprakları ufalamaya başladı. Çıkan ses çok hoşuna gitti ve "tıt, tıt" diye taklit ettik sesi..





Benim daha önceden, evet o anda değil, müdahele ederdi,onu engelleyip "hayır, ben yapacağım" demem sinir bozucu olurdu, o yüzden daha önceden çizdiğim yaprağı aldık, yardım etmek istediğinde dahil olmasını sağlayarak zemine uhuyu sürdük. Bu arada sürekli konuştum. "Bak, ben buraya da bir yaprak çizdim" dedim sıkça tekrarlayarak.





Sınırları sürekli "yaprağın içine" diyerek gösterdim. Böylece sınırlı boyama ön hazırlığı da olur bu aktivite, ki daha çok var o aşamaya, ve de "iç, dış" kavramları için de bir adım..




Ve sonlandı, saate bakmadım ama ortalama yarım saat, dikkat süresinin daha uzun olmasını beklemiyorum bu aylarda..Bitmeden ilgisini kaybetseydi de bunu erken fark eder, yardım ederek sonu hızlandırırdım . Çünkü başladığı herşeyi bitirmesi gerektiği mesajını şimdiden vermek gerekir..

Bitince çok sevindik beraber, öpüştük hatta?!? Rüzgar ortalığı temizledi, ben gururlandım, gözlerim de doldu..

Külotlu çorap çok yakışıyor değil mi :)


19 Kasım 2009 Perşembe

İlginç



Ayça beni mimlemişti, bayağı da oldu, Rüzgar' a dair 7 "ilginç özellik"..Uzunca bir süre yazamadım çünkü ilginç birşey bulamadım ki..

Çok düşündüm, dert ettim bu post' u yazmayı ve ve ve...

1) Bizimki şapur şupur yüzünü hiç ekşitmeden limon yer, ben ona bakarken ekşirim o hiç ekşimez..

2) Bütün elektrikli aletlerden çıkan sesleri ding-dong-dın dın- daum gibi seslerle taklit eder, ilginç olan ise tonu bire bir vermesidir, çok şaşırmadık değil mi ,baba müzisyen dayı müzisyen..Olsun ben şaşırıyorum hala..

3) 3 öğün hatta 5 öğün yoğurt yiyebilir, bunda şaşıracak ne var demeyin, kaymaklı ekmek kadayıfı ile bile yoğurt yiyebilir, ev yoğurdu ama, nasıl bir damaksa ayırt ediyor hazır yoğurdu..

4) Her gidenin arkasından "gittiiii" diye ağlar,ağlamassa da mızık mızık mızıklanır- ne demekse- mümkünse herkes bize gelsin ama kimse gitmesin ister, gel gidelim diyenlere teklifsiz "atlar", bana da döner "by bye" der..

5) Hayvanlarla iletişim kurarken sesini inceltir, en tizden "miyi miyi, del del gıyı gıyı, gel pisi pisi" gibi sevgi sözcükleri kullanır, ve de hiçbirinden korkmaz, köpek Rüzgar' dan korkar,hırlar hatta kaçar, ama Rüzgar ı-ıh..

6) Doğduğundan beri evet evet abartmıyorum, doğduğundan beri enteresan bir temizlik takıntısı vardır, hatta zaman zaman küçük bir obsesif yetiştiriyorum dediğim oluyor, eller kirlenir, bizimki pis der ve birimiz silene kadar o eller havadan yere inmez, yere düşer kalkar kalkmaz pis der ve elini çırpar, altı temizlenir, bezine kötü kötü bakar, pis der..Ben değilim bu, babaya çekmiş..Kıllı tüylü şeylere dokunmaktan hiç haz etmez, onlara da pis der..

7) Mahalleli arkadaşları var, sayıyım, karşı apartmanın kapıcısı Ali Bey, ona uğramadan dolaşmaya başlamaz, terzi Coşkun Abi, Vodafone bayisindeki 2 satış görevlisi abla, Eser Mola İçgiyimde (!) çalışan abla..Abiii, ablaaaa diye bağırarak koşar onlara, gene döner bana by bye der..Herkese koşar, döner bana by bye der, herkesin adını söyler bana ise ısrarla "baba" der..

Edit: İki gündür "baba" lıktan "amme" liğe terfi ettirdi beni oğlum..

Önüm, arkam, sağım, solum sobe, saklanmayan ebe!!!!

Hülya' nın Tuna' sı
, Meripoint, Çınar ' ın annesi, Ceren' in annesi ..



Budur..

,

12 Kasım 2009 Perşembe

2 yaş sendromu/ MU?!?

Rüzgar öksürdü, burnu aktı, çok uyandı geceleri, mızmızlandı, en sonunda ateşi çıktı, derken doktor yolu göründü..Pek sevgili doktorumuz Cemal İncedere, ki Rüzgar' ın kıymetlisidir kendisi, "sen anlat sakin sakin, ben biliyorum içinde kopan fırtınaları, hadi ordan psikologmuş bir de" bakışıyla ve bu bakışa iliştirdiği gülümsemesiyle dinledi beni..Hastalık falan bir kenara, hastalanmadan büyümüyor bu yavrular, pedagojik desteğini çok önemsediğim ve paranoyak zihnimi emanet ettiğim bir doktor Cemal İncedere, gittikçe doktor fobik olan oğlumu sakinleştirebilen ve de "hımmm, ne kadar mutlu bir çocuksun sen, her halinden belli" diyerek ruhuma serin sular serpebilen aynı zamanda..

Hasta ama onun dışında da bıdı bıdı, dıdı dıdı larımı dinledi uzun uzun, dedi ki 2 yaş sendromu..Hööö?!? Evet evet, kabaca ve artık Adanalı olmaya başlamış bu böğürden koparak yükselen bir "hööö?!?"..Ama benim mis kedim, zıplayan tırtılım, boncuk tospağam henüz 16 aylık..Evet evet, artık 2 yaşının içinde ya dedi doktor, tamam belki biraz erken ama bunlar başlangıç aşamaları, belli ki sınırlar geniş tutulmuş o da "özgürüm ben özgürüm" diyerek başlamış sınırları keşfetmeye diye de ekledi..

Durum şudur özetle:


Rüzgar yapar:
Masadayız, illa sofra kurulur ve de üç öğün şeklinde aile fertlerinden en az biriyle aynı anda yer yemeğini oğlum. Bir kaşık,bir çatal, hatta ısrarlarıyla (!) artık bir de bıçak Rüzgar küçüğü için eklenmiştir sofraya..O yer kendince, ama bu arada annesi de yedirir biraz illaki.. Son zamanlarda gözümün içine yeryüzündeki en nötr ifadeyle bakıp "ben bu tabağı kıracam kardeşim" inadıyla vurmaktadır Rüzgar tabağa, elindeki çatal, bıçak ve kaşıkla..
Bilim önerir:
Dikkatini dağıt, inatlaştığını ve sınırlarını test ettiğini unutma.."Hayır" demek bu durumda hiçbir işe yaramaz, muhtemelen arkadan bir öfke ve ağlama nöbeti gelir hayır demekte ısrarcı olursan..
Psikolog anne der:
Tamam da o ses benim beynimin içinde volkanik patlamalar yaratıyor, tabaklarımı da seviyorum ve istemiyorum kırılsınlar, ayrıca bu çocuğa şimdi öğretemessek ne zaman öğreteceğiz sofrada oturmayı, ayrıca da ay ne anlamsız geldi herşey birden, öhööö, ağlamak istiyorum. Dur bi sakinleş.."Anneciiiiiim, aaa, sen susadın mı, al bakalım bardağını, hıh iç suyunu, aaaa, çorba da mı içeceksin," oh bitti...


Rüzgar yapar:

"Bu çamaşır sepeti yaklaşık 10 kilo da olsa, ben sadece 13 kilo da olsam ben itecem kardeşim bunu balkona, sen yardım da etme, öööööö(ağlama efekti), çek elini, yardım etme dedimm, bak mandalları bahçeye atarım haaa" bakışları..



Bilim önerir:
Sakin, sakin ol Iraz, sınırlar meselesini hatırla..
Psikolog anne der:
Ama bu durumda bu iş, sepeti balkona taşıma işi, yarım saat sürüyor,o da dert değil, beklerim olacaksa, hayır itmesi de bir noktadan sonra mümkün değil, ona da ağlıyor bu sefer, yardımla oğlum hadi, ona da ı-ıh, kendim yaparım, bu aralar pek bir süpermenim ben..O zaman: "Rüzgar, hadi koş bu bezi babaya ver, silsin çamaşır iplerini, hıh, ne güzel oldu böyle, koş koş koş" Bu arada çamaşırlar hızla balkona nakledilir..Bir de bu aralar pek bir keyifleniyor birine birşey verme görevi verildiğinde, görevi tamamladığında da coşkuyla alkışlıyor kendini..Bu alkışı nerden öğrendiyse..

Rüzgar yapar:

Ben bu sehpaya çıkıcam kardeşim, sonra senin ulaşamam sandığın lap top ı o köşeden çekecem,çünkü bu beceriyi-sehpaya çıkma becerisi- kazandığımı unutup her seferinde aynı yere koyuyorsun onu, sonra da arkasındaki kabloyu çıkarıp elektiriğin tam da lap top a aktığı yeri yalicam, sırf bunu istemediğini bildiğim için belki de..Bu davranışımın altında yatan sebebi bilmiyorum..



Bilim önerir:
Güvenlik önlemlerinizi alın ama çocuğu mümkün olduğunca özgür bırakın. Bu dönemde çocuk dünyayı keşfeder.."Hayır" demek burda da...Bıdı bıdı bıdı..
Psikolog anne der:
Zaten artık prizden çekiyorum lap top u , bittikçe pili şarj edeceğim, dün itibariyle kesin kararımı verdim bu hususta,da bu sehpaya çıkma işi fena..Bir de ordan koltuğa atlayıp yaklaşık 15 saniye-asla daha fazla değil-ayak ayak üstüne atıp oturma modu var..Neyse güzel, ev onun da evi, bak keşfediyor çocuk, zıplarken de düşüp kafasını yarmasın diye 2-3 dua öğrenir onları mırıldanırım artık..Zaten kısa sürüyor bu tırmanma halleri, odasındaki sandalyesinin üstünde buluyordum bir ara sıkça, üstünde ve ayakta,ama sıkıldı ve kendiliğinden yapmamaya başladı bir şekilde..Gördünüz, başardım hayır dememeyi..

Rüzgar yapar:
Beni kucağına al yoruldum, hayır hayır vazgeçtim yere indir, hayır hayır kucağına al, aaaa, çabuk yap bu geçişleri kızıyorum, ööööööööööööö-bak ağlarım ha-...Hımmm, şu yerdeki kırmızı şey de ne, pis dedi annem, ama ben dokunmadan hatta tatmadan bilemem değil mi, benim de kararlarım olduğunu hatırlatmadı mı bilim kişisi de, dur ben bi ağzıma sokayım şu kırmızı parlak pis olduğu iddia edilen şeyi..



Bilim önerir:
?!?!Sınır falan dedik de çöp de yedirmeyin kardeşim çocuğunuza..
Psikolog anne der:
Oğlum pis, olmaz Rüzgar "hayır", evet evet, doğru duydunuz "hayır", bu yerde gördüklerini ağzına atma mevzusuna kesin "hayır"..İşte o kesin olduğunu adı gibi bildiği "hayır" ı duyduğu anda, ki kucağıma almak ve onu uzaklaştırmak zorunda kalabiliyorum, kendini parantez yapabiliyor son 3 haftadır ve de 13 kilo oluyor 130 kilo, öyle bir aşağıya çekiyor ki kendini..Final: "Aaaa , kediler saklanmış bence Rüzgar, gel kedileri arayalım, gel pisi pisi.." Mutluyum ki çok kedili bir mahallenin çocuğu Rüzgar ve "baba" diye bağırmaktan sonra en sık başvurduğu sözel iletişim kurma yöntemi "gel pisi pisi.." diye çağırmak kaynaşmak istediği hayvanları..

Rüzgar yapar:
Büyüyorum, işim zor, bilmediğim milyonlarca şey var keşfedilmeyi bekleyen, çok da keyif alıyorum yaşamak denilen şeyin her anından, sürekli öğrenmekten, bana çok anlamlı gelen bir eylemin bazı büyükleri neden bu kadar telaşlandırdığını hiç anlamıyorum. Benim için hayati önem taşıyan bir anın "Hayırr" diye bir sesle bölünmesi öyle kesiyor ki büyüme hızımı..Biliyorum bazen tehlikeli işler yapıyorum hatta ben herkesten daha çok korkuyorum o anlarda..Ama büyükler de yapıyorlar değil mi..Ben şanslıyım aslında,annem ve babamdan çok az duyuyorum o kötü kalpli "hayır" kelimesini, bazen anlatıyorlar bana neden yapamayacağımı, ikna oluyorum, ama tanımadığım insanlar ya da çok az tanıdığım diyelim, neden bu kadar çok "hayır" diyorlar bana, ve neden çocuk yetiştirmenin "hayır" demek ve sözünü dinletmekten ibaret olduğunu sanıyorlar..Annemle babam da üzülüyor o anlarda biliyorum..
Bilim önerir:
Rüzgar a sonsuz katılıyorum, hadi herkes kendi çocuğunun başına, karışmayın birbirinize..Gereksiz ve sık kullanılan "hayır" bir süre sonra anlamını da yitirir, dikkatini başka yöne çekmek ve kaliteli zaman geçirmeyi öğrenmek gerek önce..



Psikolog anne der:
Ben de büyüyorum ve en kötü kalpli "hayır" larımı kendime saklıyorum, kendi "hayır" larımla kendimi boğuyorum sıkça, sonra bir an dur diyorum, biraz dur..Oğlum beni biraz öper misin dediğinde koşarak yanına gelen bir oğlun var sayın psikolog kişisi..Sarıl, kokla,hatta beraber uyu bu öğlen onunla..Sonra da onun çırptığı(!) ve fırına koyduğu keki yiyin beraber uyanınca, evin en ev koktuğu hallerinde tadını çıkarın bu en keyifli beraberliğin..

Not: Ayçacığım önerdi, ben de aldım okuyorum zevkle, Osho Çocuk..Bu yazının üstüne hepinize tavsiye ederim..

9 Kasım 2009 Pazartesi

Başladık!!!

Hani "Başlıyoruz.." demiştim ya, bu haftasonu başladık!!!



Önüm & Arkam..



Sağım..



Solum..



Çocuk..



Yaşasın!!!

adanaoyungrubu@yahoo.com
oyungrubu_adana-subscribe@yahoogroups.com

5 Kasım 2009 Perşembe

Ben Yaptım, Oldu Mu ?!?

“Ben yaptım oldu mu?!?” son zamanlarda en sık kurduğum soru cümlesi, uzun süredir bir yapma halim var..Bir kısmı bunlar, devamı gelecek...



Bu bana tahminimce 22. doğumgünü kutlamamda, yani küçükken, sevgili arkadaşım, klinik psikoloji dersinde anlamsızca her şeye gülme yoldaşım Edamın hediyesi bir abajur idi..Bu obje, o günden bugüne değiştirdiğim bin beş yüz evde hep bir köşeyi aydınlattı, eski dost işte..Şimdi minik oğlumun şeker odasının bir parçası olabilme ihtimali derdime derman oldu, çünkü minik bu abajurcuk ve Adana’ nın büyük evlerinde kendine yer bulamaz oldu minicikliği ile..Ben de taaaaaaaaaa(!) hamileyken Rüzgar'a ördüğüm battaniyenin artık ipleriyle bir kostüm ördüm kendisine ve monte ettim..Al sana battaniye ile takım gece lambası..




İşte bu geridönüşümün önde gidenidir..Kadın milletinin ikişer üçer alıp çöpe attığı market insert’lerinin kurtuluşudur, devrimdir..Insert alıyorum hep ikişer tane..Kesiyorum makasla..Eski ve telefon değişikliği sebebiyle kullanamadığım kartvizitlerimin iki tanesini yan yana getirip ortalayarak yapıştırıyorum meyve- sebze- ev gereçleri- giysi- vs ne varsa..İki tane çünkü ilerde hafıza oyunu oynayacağız Rüzgar’ la..Böylece hem insertler işe yarıyor hem de benim kartvizitlerim kağıt çöpü olmamış oluyor..Tabiki bu haliyle yumuşak oluyor ama lamine ediyorum kırtasiyeden aldığım şeffaf yapışkanlı folyolarla..Elimdeki folyolar bitince aldığım laminasyon cihazını kullanmaya başlayacağım..



Bu gördükleriniz sevgili kocam Turgut’ un çektiği ve de İfsak’ ın “Gölge” Projesi’ nde sergilenen fotoğraflar..Yani aslında sadece birini görebiliyorsunuz ama :)Sanat eseri olmaları ve kocam tarafından el yapımı olmaları sebebiyle evimizin bir parçası olmayı yıllardır hak ediyorlardı :)Ama ben Rüzgar’ ın aramıza katılması, iki ayağımın yarım pabuca girmesi ve de eskisinden otuz sekiz bin kat fazla iş yapma hevesimle "ancak" geçtiğimiz babalar gününde el atabildim kendilerine..El emeği göz nuru bir hediye oldu babaya..Kırtasiyeden en ince strapor- ben yıllarca strafor dedim, yanlışmış, utandım-, yani köpük alınır, fotoğraflar en basitinden stick yapıştırıcı ile yapıştırılır bu strapora, cetvel kullanarak maket bıçağı ile kesilir..Olur sana sade bir tablo, çerçevesiz haliyle de oldukça post modern..İstersek paspartu da uygulanabilir..

Bitti.

31 Ekim 2009 Cumartesi

Duruyorum..



Şimdi yazacaklarımın Rüzgar' la alakası yok, yıllar sonra bunları okursa bu ne der mi..Bence demez, dertli halleri olur model aldıklarından sebep illaki..

Şöyle ki;

Öğrenciliğimdeki gibi, benzin kokusunu niyeyse mutlulukla içime çektiğim mola yerlerinde çalan yedi karanfil albümlerinden içimin bulanması ve sabaha kadar uyumadan bir kitap bitirmek gibi.

Gibiyim..

Kaynağını bilemediğim ama sezgisel olarak varlığını kabullendiğim, öylece gelip karnıma oturmuş bir özlemle duruyorum.

Duruyorum..

İstanbul da bazen paltom bir gecede pis kokardı, hava kirliliğinden. O kokuyu özledim.

Bu gece havam kirli. İstanbul ve de..

27 Ekim 2009 Salı

Şahmeran...



Babam Şahmeran yapıyor bir süredir, artık satıyor hatta..Tarsusluyum ben, Şahmeran içine işlemiş ya Tarsusluların, yılanlardan utanırım ben de işte..

Budur:


Günümüzden binlerce yıl önce, bugünkü Tarsus şehri civarlarında yedi kat yerin dibindeki mağaralarda yaşayan yılanlar varmış.. Meran adı verilen bu yılanlar, çok akıllı ve iyi yüreklilermiş..Arkadaşlığa, dostluğa, sevgiye büyük önem vererek, barış içinde mutlu bir hayat sürerlermiş..Meranların başında Şahmeran denilen eceleri varmış..Genç ve güzel bir kadın olan Şahmeran hiç yaşlanmaz, öldüğü zamanda ruhu kızının vücuduna geçermiş..

Geçmişten günümüze kadar gelen bu efsaneye göre Şahmeran'la karşılaşan kişi Camsab imiş..Yoksul bir ailenin oğlu olan Camsab, evinin geçimini arkadaşları ile odun satarak sağlarmış..Bir gün arkadaşları ile birlikte bir kuyu dolusu bal bulan Camsab, arkadaşlarının açgözlülüğü yüzünden kuyunun içindeki bal bitince kuyuda bırakılmış..Terk edilen genç cebindeki çakıyı kullanarak burada gördüğü bir deliği genişletmiş ve daha büyük bir yere geçmiş..Uyandığında etrafının yılan ve ejderhalarla dolu olduğunu görmüş..Yarı insan yarı yılan olan Şahmeran yanına gelmiş,onu zoraki olarak misafir etmiş bir süre ülkesinde..Sonunda Camsab'ın yalvarmalarına dayanamamış ve onu kuyudan çıkarmış Şahmeran..Gençten ömrü boyunca asla yerini söylemeyeceğine dair söz almış Şahmeran,bir de hamama gitmemesini tembihlemiş, hamama giderse vücudunun yılan derisine dönüşeceğini ve böylece Şahmeran' ı gördüğünün anlaşılacağını tembihlemiş iyice..Yeterli miktarda dünyalık vermiş Camsab' a ve kuyudan çıkarmış..

Köyüne dönen Camsab, ülkesinin hasta hükümdarının iyileşebilmesi için Şahmeran'ın etini yemesi gerektiğini duymuş ama ses çıkarmamış..Oysa padişahın askerleri herkesi teker teker hamama götürmeye başlamışlar..Camsab uzunca bir süre kaçsa da en sonunda o da hamama götürülmüş..Ve hemen yılan derisi kaplamış tüm vücudunu..Padişah Camsab'ı huzuruna çağırarak Şahmeran'ın yerini göstermesini istemiş.. Fakat Camsab bir türlü Şahmeran'ın yerini söylememiş.. Kendisine altınlar ve vezirlik ünvanı verileceğini duyan Camsab Şahmeran'ın yerini vezire göstermiş sonunda.. Vezir bazı sihirli kelimeleri söyleyerek Şahmeran'ı altın bir tepsi içinde kuyunun dışına çıkarmış.. Vezir'in adamları hamamda Şahmeran'ı öldürmüşler..Üç parça halinde padişaha sunmuşlar etini..Hükümdar sağlığına kavuşmuş..

Efsane o ki, yılanlar bilmemektedirler Şahmeran'ın öldüğünü, insanoğluna olan sadakati ve iyi niyetine karşılık gördüğü ihaneti..Öğrendiklerinde ise alacaklardır ecelerinin intikamını..

20 Ekim 2009 Salı

Hızlıca




Rüzgar için yavaş yavaş terrible two dedi doktor abi, amcası & ailesi bizde, çok gezip çok yiyoruz, bunları yazdığım kadar hızlı geçiyor zaman..

15 Ekim 2009 Perşembe

Buyrun Ödül Törenime..




Hande beni ödüllendirdi..Rüzgarcığıma teşekkür ederim emeğinden, varlığından ve blog sebebim olmasından dolayı..Ödül törenimi de yapıverdim şuracıkta..Gelelim ödül gereği kendimle ilgili 7 ilginç şeyden bahsetme kısmına..

1) Süper seksenler kızı dansı yapıyorum. Şöyle ki , 80 doğumluyum, ergenlik yıllarımda okul kermesi falan olurdu, bir de diskosu..Garip garip figürler yapardık, adı da dans!!Arada canımız sıkılınca ben dans ederim evde, çok güleriz ailecek, Rüzgar da zıplar falan, hatta kocacım bana Harun Kolçak tan "Gir Kanıma" isimli nostaljik klibi hediye etti 2 gün önce, parti var bizde bu aralar, buyrun gelin..

2) Çok kokluyorum..Sarılırken kokluyorum, çamaşır kokluyorum, tabak kokluyorum, masa kokluyorum, insanların isimlerini değil ama kokularını mutlaka anımsıyorum..

3) Bütün çoraplarımın ayak baş parmaklarının denk geldiği yer delinir :(( Tırnaklarım hep kısadır ama oralar hep delinir. Çorap yamadığım zaman gariban bir ruh haline bürünsem de haftada 1 yeni çorap almak mantık dışı ve ben çoraplarımı seviyorum..Durum böyle olunca alıp iğne ipliği dikiyorum.

4) Bir yerde yemek yemeğe gidince öncesinde çatal, kaşık ve bıçakları silmek istiyorum..Ama mekan sahiplerine ve çalışanlarına ayıp edermişim gibi geldiğinden kimsenin bakıp bakmadığını kontrol edip hızlıca masanın altında siliyorum..Yüzümdeki o ifadeyi görse birisi der ki "ahanda şimdi atacak hepsini çantaya"..

5) Kurşun kalem kullanmıyorum. Kurşun kalemi çok nostaljik ve romantik buluyorum ama yazdıklarımın silinmesinden delice korkuyorum. Pisikolok obsesif mi ne?!?

6) Parantezden hiç hoşlanmıyorum. -> ) Bu yani..Ergenlik yıllarımda hiçbirşey parantez içinde aktarılacak kadar kıymetsiz değildir demişti bana içsesim, o gün bu gündür hoşlanmıyorum kendisinden. Kullanmamaya gayret ediyorum.

7) Ayakkabısını sevmediğim insanları sevemezmişim gibi geliyor, bir de dilbilgisi kuralları takıntım var..

Aaa, deli miyim ne ?!?

Şimdi ben de 3 kişiyi ödüllendiriyorum.

1) Sedefciğim söz sende!!!
2) Bebeğine süper şeyler alan güzel insan, paylaşımcı anne elim sende!!!
3) özgür Anne, daha da tanışalım :))

Şimdi benim ödüllendirdiklerim de böyle 7 madde sıralayıp 3 kişiyi ödüllendireceklermiş, öyle bir akış imiş bu..Bence isterseniz yapın, istemezseniz de öyle durun, yazmayın bile, kasmayın ,sıkılmayın, ben eğlendim ama, demedi demeyin..

Sevgiler..

10 Ekim 2009 Cumartesi

Bence..



Bence Rüzgar düşüp canı yandığı için ağladığında engellenmemeli, ağlamalı yani..Dikkatini başka birşeye çekip susturmaktansa; varsa bir acısı salya sümük ağlayabilen bir insan olmalı..Ağlamaya başladığında sarılıp "biliyorum acıdı" diyorum sadece, susuyor, uzatmıyor..



Bence bizim alt komşunun torununa daha fazla silah alınmamalı, Rüzgar onun silahla oynadığını görüp taklit etmemeli,mümkünse oyuncak silahlar topluca imha edilmeli..Hemen başka birşeyle oyalayıp sevdiği bir oyuncak haline gelmesini engellemeye çalışıyorum..




Bence Rüzgar ve tüm minik canlarla onların göz hizasına inip konuşulmalı, hele de kritik bir mevzuyu halletmeye çalışıyorsak, yapmasını doğru bulmadığımız birşey için sınır koyuyorsak mesela.."Eşitiz bak, aynı yerden bakıyoruz bu duruma ama ben sana katılmıyorum" mesajı hani..



Bence artık yürüyebilen Rüzgar ve diğer çocuklar mütemadiyen pusette taşınmamalı, zaman kaygısının minimum olduğu hallerde sokaklarda amaçsızca ve sebepsizce gezinmeli..Bazen bir karınca bazen de bir sokak kedisi delice sevilmeli, mahalle esnafına el sallamak suretiyle selam verilmeli..



Bence anne ya da baba işe giderken "Ben gidiyorum Rüzgar ama saat x de döneceğim" demeli, artık herşeyi anlayan Rüzgar evde anne ya da baba aramamalı, aman ağlamasın yeter ki diye kaçarak evden çıkmamalı, işe gitmek hayatın bir parçasıysa buna şahit olmasını sağlayarak süreci hızlandırmalı..



Bence herşeyi anlayan ama konuşarak kendini yeterince ifade edemeyen Rüzgar sinir sahibi olmasın diye ne demeye çalıştığı mutlaka anlaşılmalı, beden dili çok önemsenmeli, işaret ederek "buuu" dediği herşeye dokunması ve keşfetmesi için imkan sağlanmalı..



Bence bizim yaptığımız herşeyi yapmak konusunda obsesif haller sergileyen oğlum Rüzgar' a diş fırçası aldığı için anne tebrik edilmeli, banyoda lavabo seviyesine gelerek elini yıkamasını sağlayan basamak için de ayrı bir tebrik lütfen..



Bence benim oğlum,Rüzgar' ım, gezgin kedim, ballı böceğim biraz daha yavaş büyümeli..

4 Ekim 2009 Pazar

bir, iki, üç, dört, beş.



1) Rüzgar herşeyi ama herşeyi balkondan aşağı atmaya başladı. Mandal, t shirt, şort, kaşık, oyuncaklarının hemen hepsi, ve de taşıyabileceği herşey. 2. katta oturuyoruz. Alt komşumuz, atma hizasına gelen alt komşumuz, 3 yaşındaki torununa bakıyor. Sabır ve anlayış buradan geliyor, Rüzgar' ı tabiki çok seviyorlar, tabiki ben de çok seviyorum, ama "atma Rüzgar" deyince getirip bana veren bebeğimi istiyorum, mümkün mü??? Cevabı biliyorum. Büyüyor. Kendini yaşama derdinde. Sınırlarını genişletiyor ve nereye kadar genişleyebildiğini anlamaya çalışıyor. "Hayır,atma,vs." dememem lazım. Güzel, başarıyorum dememeyi,atacağını anladığım anda dikkatini dağıtarak balkondan uzaklaştırıyorum. Ama yoruluyorum.

2) Rüzgar sokakta gördüğü bütün motorsikletlerin tepesine çıkmak istiyor. Babası ile gezmelerde problem yok, ama ben biraz kötü hissediyorum kendimi, motorsikletin sahibini tahmin etmek için sağa sola bakıp, ya kusura bakmazsınız değil mi, çocuk binmek istiyor da falan derken.Her zaman bindirmiyorum, sıklıkla dikkatini dağıtıyorum, ama bazen de eğlensin istiyorum. Yoruluyorum.

3) Rüzgar evde açabileceği her yeri açıp içindeki herşeyi çıkarıp sıkılıncaya kadar elinde taşıyıp, sıkılınca da oracıkta bırakıyor. Örnek: mutfakta çorap, odasında cezve, banyoda tabak. Hadi beraber yerine koyalım vs. Yoruluyorum.

4) Rüzgar' ın dolabı açıp içinden kıyafetleri seçebileceği ebatlarda, Monressori + annelik felsefemden ötürü bize en az ihtiyaç duyacağı şekilde dizayn edilmiş bir oda ve ev. Sonuç: Günün her saati dolabındaki herşeyi salona taşıyan bir Rüzgar, hadi geri götürelim diyen bir anne. Yoruluyorum.

5) Rüzgar' da çiş kaka ile ilgili farkındalık gelişsin, 2 yaşına gelince pat diye "hadi artık altına yapma bakiiim" demek yanlış diyerek olay esnasında bize eşlik etmesine izin verip, çiş kaka diye de bir işitsel bilinç oluşturuyoruz. Tesadüf mü bilmiyorum ama son günlerde ne zaman "çişş" dese kakalı oluyor, ve evet herşeye "çişş" diyor. Buraya kadar güzel, ama şimdi bir de klozete "sadece" çiş ve kaka yapılıp "by bye" dendiğini öğretmek gerekiyor. Tuvalet kağıdı, çorap, vs. atıp bay bay denmeyeceğini ve de.Yoruluyorum.

30 Eylül 2009 Çarşamba

Başlıyoruz..



PSİKOLOG KOORDİNASYONUNDA OYUN GRUBU

Bebeklerin ve çocukların yaşıtlarıyla zaman geçirmeleri psikososyal gelişimlerine dikkate alınmayı gerektirecek kadar katkı sağlar.

Oyun, çocuğun kendi deneyimleriyle öğrenmesinin en etkili yoludur.

Oyun uyumdur.

• Ticari kurumların sağlayamadığı sıcaklık ve buna eşlik eden anne duyarlılığında psikolog bakışaçısı.

• 4 psikomotor gelişim alanının (dil-bilişsel, ince motor, kaba motor, sosyal beceri- özbakım) her hafta beslendiği ve uyarıldığı, 6 ayda bir düzenli olarak gelişim envanterinin uygulandığı sıcak biraraya gelmeler ve oynamalar.

• Oyun grubu birlikteliği 1 saat, haftada bir Cumartesi veya haftaiçi ortaklaşa belirlenen bir gün, her grupta en az 3 en fazla 6 çocukla olacaktır.

• Yaş grupları ise 9- 14 ay, 15- 24 ay, 24-36 ay, 36 ay ve üzeri olarak belirlenmiştir.

• Beklenen kazançlar: Uyum sağlama ve öğrenme becerileri yüksek, sosyalleşmeyi içselleştirmiş bir çocuk, alternatif eğitim metodlarına öncelik tanınan yeni bir anne bakış açısı, kalasik oyuncaklara alternatif doğal ve geri dönüşümle kazanılmış oyuncaklarla keyifli oyun saatleri.

• Her yaş grubu için özel olarak hazırlanan oyun grubu programı alternatif eğitim modellerinden faydalanmaktadır.

• Materyal getirmenize gerek yoktur.



Psikolog Iraz Toros Suman
adanaoyungrubu@yahoo.com ( edit: artık iraztoros@yahoo.com)